menü


Yedi Tepeli Şehrin Kuğuları

Kemalettin Uğurlu

Ülke büyüklüğünde, karınca yuvası kalabalığında çözümsüz karmaşada olmasına karşın rüyalara sığmayan, seyrine doyulmayan şiirin kendisi bu şehrin, hem insan hem de araç yükünü çeken büyülü kuğular…

Henüz çocuk yaşlarımda "Az sonra şu vapura bineceğiz" diye kuğularla tanıştırıldığımız gün, aramızda halatları sevgiden asma köprüler kurmuştuk. O bana atlıkarınca heyecanı verecek ben ona arkadaş olacaktım. Etrafımızda bize katılmak isteyen başka canlılar da vardı. Beyaz, kanatlı muhafız ciddiyetindeki martılar "hoş geldiniz, hoş geldiniz" diyorlardı. Soğuk kış günlerinde havada kartopu iriliğinde görünen bu kuşlarla ilk göz göze geldiğimizde sürekli görüşeceğimize dair sözleşmiştik. Bu sözleşmeye sadık kalarak, onlara attığım küçük simit parçalarına karşılık onlarda Eminönü'ne kadar bana refakat edeceklerdi.

Âdem Yavuz, Şehit Necati Gürkay'a, Karaoğlanoğlu gibi isimlerle şereflendirilmiş kuğular iskeleye yanaşırlarken yüksek "volüm"den kornalarıyla iskeleye gelişlerini ilan ederler. Yanaşacakları iskeledeki gemi henüz kalkmamışsa açıkta beş on dakika beklerler sonra yavaşça iskeleye yanaşırlar. Bu sırada yolcuların yarısı her an inecekmiş pozisyonu alırlar, merdivenler dâhil geminin ilk katının orta bölümünde omuz omuza değecek kadar birbirlerine sokulurlar. Halatların iskeleye atılmasını beklerler. Çıt çıkmaz. Bakışlar sabit başlar hafif öne eğik boşluklardan iskeleyi görmeye çalışırlar.

Şehir hatları henüz TCDD bünyesindeyken iskelelerde jeton satıcıları olurdu. Yüz metre uzaktan duyulan "jeton, jeton" sesleri gemiyi kaçırmamanızı sağlayan manevi çınlamalardı. Bir yandan koşup, diğer yandan jetonun parasını ödeyip, para üstünü sayarak almak bayrak yarışı hızındaydı.

Henüz jetonun icat edilmediği, turnikelerin tasarımı fikir aşamasında bile değilken kuğuların yerinde "yavru kuğu" diyebileceğimiz sandallar görev yapmaktaydı. İlk olarak Kadıköy - Adalar arasında görülen kuğu siluetleri kulaktan kulağa hayranlık hikâyeleri şeklinde aktarılınca boğazın da kuğularla süslenmesi fikri hâsıl olmuştu. Bu şerefe nail olan ilk iskele Üsküdar iskelesiydi. Yandan çarklı araba taşıyan kuğular ise yine Üsküdar-Kabataş arasında görülmüştü.

İstanbul kuğuları, kendileriyle yolculuk eden her insanda farklı bir iz bırakmıştır. Bir sabah erken… Üsküdar iskelesindeyim. Mahşeri bir kalabalık… Parti mitingi zannedersiniz ama bu ses çıkmayanı... Ne oldu acaba diye bakınırken salonun boş olduğunu fark ettim. Yoğun sis yüzünden seferler iptal edilmiş. Bir süre bekleyeceğiz. Kalabalık, bireysel davranış içerisinde. Bir köşede kahvaltı yapanlar, gazetesine gömülenler, bozuk paralarını parmak aralarında dolaştıranlar, "bir tanıdık görür müyüm?" olasılığını reel hale getirmek için radar hızında kalabalığı tarayanlar, toplantıya ya da işe geç kalanlar, sıkıntılı yüzler, duruma aldırmayan rahat tipler…

On dakika sonra iskeledeki kalabalık kuğunun her yerinde… Ayakta bile rahat, yaslanacak yer bulanlar şanslı… Fakat bu kalabalıkta kendini çok memnun hisseden tek yolcu var. Her gün ya da sık sık vapura binenler mutlaka tanırlar bu yolcuyu. Yolcu değildir aslında… Neden? Yolcu bir durakta binip diğer durakta inendir. Bu adam kuğuya sabah biniyor ancak akşam iniyor. Adı: Burhan Pazarlama…

Çocukluğumdan beri tanışık olduğumuz mahalle bakkalı ne kadar bana yakın bildik bir sima ise Burhan Pazarlama da öyle… Kendinden emin seyyar satıcıdan çok uluslararası bir zincirin deniz hatları bayisi havasındaki bu tek kişilik şirket çocukluğumun, gençliğimin nerdeyse her dönemine şahittir. Ben ise tarihsel süreç içerisinde mutfak malzemesi olarak sattığı en ilkel alet edevattan milenyumun son teknoloji ürünlerine kadar tüm ürün gamını ezbere bilirim. Sabah dokuz otuz vapurunda limon sıkacağı satarken, akşam on sekiz vapurunda "evladiyelik" diye şemsiye satardı. Yine salondan içeri girdi. Yüzünde her zamanki hafif gülümseme (sermayesinin bu gülümseme olduğunu düşünürüm) elindeki siyah iri poşeti koltukların birinin yanına bıraktı. Salona uzunca bir göz gezdirdi. Sıra benim gözlerime gelince gayri ihtiyari bende gülümsedim. Şahsi olarak tanışıklığımız yok fakat yirmi yıllık adı konulmamış gizli bir tanıdıklık hali… Üstelik salonu tararken çoğu zaman "Vapura sızmış Burhan Pazarlama adamları mı acaba?" diye düşündüğüm, bazı kişilere adlarıyla hitap ediyor, iyi yolculuklar diliyor az sonra yapacağı tanıtımın alt yapısını oluşturuyordu. Yıllar önce sattığı bir ürünün hala kullanılıp kullanılmadığını soruyor, müşteri memnuniyetini herkese duyurmak istiyordu. Kısa merhabalar, selamlaşmalardan sonra elindeki paketten bir adet saat çıkardı, dünyanın sekizinci harikasıymış gibi tanıttığı bu saatten sadece üç adet kaldığını söyleyerek ilgiyi artırdı ve saatleri sattı.

Kanımca vapurda ticaret olgusunun mucidi olan bu adam kendisini kabul ettirdiği gibi, el vererek yetiştirdiği onlarca türeviyle de bir "sektör" halindeler.

Yirmi dakikalık vapur yolculuğunun her dakikasında bir satıcı, bir ürün ve onları dinlemek zorunda kalan yolcular… Çakmaktan, kaleme, bıçaktan, tencereye kadar binlerce ürünün harman edildiği yüzlerce insanın iş kapısı konumundaki bu ticari ortama her yolcunun mutlaka bir katkısı olmuştur. "Değerli yolcular elimde görmüş olduğunuz…" diye salona hâkim sesleriyle daha satacağı ürünü tanıtmadan "getiriyorum hanımefendi" şeklinde istenmediği halde isteniyormuş gibi akıllı reklâm taktikleriyle yapılan bu ticaretten dolayı kuğuların zerafetinde bir eksilme oluyor mu acaba? Yolculuklar daha çekilmez/çekilir hale gelmiş midir? Vapurlarda içtiğimiz bir bardak çayın, bir fincan salebin keyfini sürmek varken çarşı gürültüsünü anımsatan, istemediğim bir sunumu neden dinlemek zorunda kalayım?

Sonuç olarak toplumsal problemlerimizin yine toplumu oluşturan her katmanında var olabileceğini hesaba katıp, boğaz rüzgârına karşı avuçlarımızın içinde saklayarak üşüye üşüye içtiğimiz bir bardak çayın keyfi kalır zihnimizde…

Teknolojik, hızlı fakat sıcaklığı olmayan, bana göre asosyal deniz otobüsleri kuğuların neslini tüketir mi bilmem ama İstinye, Sarıyer, Mirgün isimli ilk kuğuların tarihe işlenmiş varlıklarını asla yok edemeyeceği kesin…

Geri



duyurular

Temrin Dergisi'nin Subat Sayısı çıktı... Derginin basin bültenini okumak için tiklayiniz

Temrin Dergisi okurlarına müjde! Dergimizin ilk sayilarinda yayinlanan yazilari internet sitemize ekledik. Okumak için tiklayiniz

Temrin Dergisi`ni seçkin kitapevlerinden alabilirsiniz. Temrin Dergisi`ni temin edebileceginiz bayilerin listesini görmek için tiklayiniz


son sayı



ziyaretçi sayısı




ferfir