Yedi Tepeli İstanbul'un Yedi Kuleli Zindanları
Mahmut Sami Şimşek
Yağmurlu bir Cumartesi günü… Bizans surlarıyla çevrili İstanbul'un Marmara kıyılarının başlangıç noktası Yedikule'deyim. Hisarın demir kapısından ağır ağır giriyorum içeriye.
Burası, Bizans İmparatorları için şehrin giriş kapısı. Yedikule Zindanları, ilk inşâ edildiğinde sadece 1 kapıdan ibâretti. Bizans İmparatoru 1. Theodosius tarafından zafer takı olarak yaptırılan bu kapı, 412 yılında şehrin giriş kapısı olmuş, İmparator 2. Theodosius tarafından da, kapının sağına ve soluna 1 er kule ekletilmişti. Valisi Anthemius'a yaptırılan şehir surlarıyla da birleştirildi.
İmparator 4. Kantakuzen tarafından da iki kulenin yanına birer kule daha eklenince kapı, dört kuleli bir hâle geldi. Fatih Sultan Mehmet Han bu dört kuleli surları, 1470 senesinde üç kule daha ekleterek kapalı bir hisar hâline getirdi. Ve o günden sonra ismi "Yedikule Hisarı" oldu. Böylece Yedikule Hisarı Bizans-Osmanlı ortak yapımı bir hisar olarak günümüze kadar geldi.
Şehrin en büyük caddesine açılan bu kapıdan genellikle savaştan dönen zafer kazanmış imparatorlar girerdi büyük bir törenle ve ihtişamla. Kapı ve kemerleri, altın yaldızlarla süslü olduğu için "Altın Kapı" ya da "Yaldızlı Kapı" ismini almıştı. Bizans İmparatorluğu döneminde İstanbul'un en önemli giriş kapısıydı burası. Altın Kapı'nın inşâsından 17 yıl sonra dış kısmındaki sur ve hendek arasına da "Küçük Altın Kapı" eklendi savunma amaçlı. Küçük Altın Kapı'nın dışında Bizans döneminde kullanımdan kaldırılan bir de asma köprüsü vardı. Bir zamanlar bu kapının üzerinde çift başlı Bizans Kartalı kabartması, Zafer Tanrıçası Nike ve fil koşumlu bir araba heykeli vardı. Artık yok. Kapının mermer kitabesinde de Sultan 2. Mahmut'un tuğrâsı vardı. Artık o da yok.
15 yy da Altın Kapı'nın yüksekliği 8 metreden 4 metreye indirilmiş ve bu kapı kapatılmıştı.
Fetihten sonra Sırbistan seferi için Üsküp'e giden Fatih Sultan Mehmet, şehrin tanzim ve tamiri ile birlikte Yedikule Hisarları'nın yapımını da İstanbul subaşısı "Karıştıran Mustafa Bey" e havale etmişti. O yıllarda Hisarda, bir kale muhafızı, altı subay, elli asker ve bunlara ait evler, depolar bulunuyordu. Avludaki küçük mescit 1887 yılına kadar ayakta kalmayı başarmıştı.
Yukarıdan bakıldığında 5 köşeli bir yıldızı andıran Yedikule Hisarı bin bir çeşit hatırayı içinde saklar. Osmanlının ilk devlet hazinesi ve ganîmetler bu hisarda saklanırdı (331 yıl). 1458 Fatih döneminden 1789 1. Abdülhamit dönemine kadar Osmanlı hazinesi (Hazine-i Hümayun) buradaydı. Bir dönemde ( 15. ve 19. asırlar arasında ) hapishâne de oldu bu kuleler (370 yıl). Nice mahkûmların ölmeden önceki son çığlıkları sinmiştir bu duvarlara. Hususiyle Genç Osman Kulesi'ne...
Birçok meşhur şahıs bu zindanlarda hapsedildi, işkence edildi, idam edildi. Yedikule Zindanları'na hapsedilen ve arkasından idam edilen ilk Osmanlı Çandarlı Halil Paşa'dır. Fetihten sadece 9 gün sonra getirilmişti bu zindana. Daha sonraları bir çok zevât tutsak edildi burada: Sadrazam Ferhat Paşa, Mahmut Paşa, Hadım Hasan Paşa, Abbasi Halifesi 3. Mütevekkil, Kırım Hanı Mehmet Giray, Gürcü Kralı Simon, Trabzon-Rum İmparatoru Komnenos, bir dönemde Malta Şövalyeleri, ve daha niceleri…
Hisar, 1. Mahmut dönemindeki büyük İstanbul depreminde, harap olmuş ve kısmen tamir edilmişti.
İlk defa Sultan 2. Mahmut tarafından zindan olmaktan kurtarıldı Yedikule Hisarı. Sultan Abdülmecit döneminde hayvanat bahçesi olarak kullanıldı. Kardeşi Sultan Abdülaziz döneminde ise 4 yıl boyunca Kız Sanat Okulu oldu, 400 kız eğitim gördü.
Sultan 2. Abdülhamit döneminde ise Fişekhane olmuş, daha sonra uzun süre Davut Paşa Kışlası'ndaki süvarilerin hayvanlarının ot ve arpa ambarı olarak kullanmıştı.
1883'te sebze bahçesi yapılmak üzere Bektaşi dervişlerinden Mersul Baba'ya verilmişti. Bir kaç yıl sonra iki yüz kuruş kira ile Bahçıvan Cemil Bey tarafından kullanıldı.
1. Meşrutiyet döneminde yeniden hapishane olarak kullanılmak istendi, fakat daha sonra vazgeçildi.
1895 yılında Müzeler Umumi Müdürlüğü'ne verilen Yedikule Hisarı, 1968 yılından itibaren İstanbul Hisarlar Müzesi Müdürlüğü'ne bağlıdır.
Şimdi dolaşıyorum Hisarın içinde Altın Kapı'dan başlayarak. Kapının hemen önündeki geniş giriş kısmında, küflenmiş kocaman eski bir kazan var. İşkence Kazanı. Kazanın içi mıhlarla çivilerle kazıklarla dolu. Kulenin içinde en üst kata çıkarılan idamlık mahkûmlar, bu kazanın içine atılırmış yukarıdan Bizans döneminde. Onca yükseklikten kazanın içine atılan mahkûm, kazıkların çivilerin üzerine çakılır kalırmış. Ne vahşet. Kim bilir kaç insanın ruhu çıktı bu kazandan.
Kazan orda bütün korkunçluğu ve iğrençliğiyle dursun, biz Altın Kapı'nın deniz tarafındaki kuleye girelim küçük demir kapısından.
1- Genç Osman Kulesi
Altın Kapı'nın denize bakan kısmına ( güneyine ) bitişik olan bu kule, Genç Osman'ın burada idâm edilmesi sebebiyle "Genç Osman Kulesi" ismiyle meşhur oldu. En korkunç kule burası. Hâlen görüntüsüyle çok ürkütücü olan bu kule, tam anlamıyla bir işkence ve ölüm kulesi. Kulenin içinde idam mahkûmlarının yattığı tahta ve demir ranzalar, duvarlara kazıdıkları yazılar ve işkence edilen şahsın bağlandığı İşkence Tahtası hâlâ durmakta. Bu tahtalar taa Bizans döneminden kalma. Genç Osman ile aynı kaderi paylaşan ve bu zindanda uzun süre mahpus hayatı yaşadıktan sonra yine bu zindanda idam edilen Yeni Camii imamının, duvara çiviyle kazıyarak yazdığı ismi tüylerimizi ürpertiyor. Duvardaki Osmanlı harfleriyle yazılan "Mustafa" yazısı, Kanlı Kuyu'nun sol tarafında. Bizanslı mahkûmlar da isimlerini kazımışlar duvara. 3 tane de gemi çapası kazınmış. İhtimal ki bahriyeli birisi hapsedildi kim bilir kaç zaman bu kapkaranlık zindanda. Kim bilir kimlere ne işkenceler yapıldı şu karşıdaki işkence tahtasında. Nice zavallıların gözlerine mil çekildi, boğazlarına şiş sokuldu bu tahtaya demir zincirlerle bağlanarak. Tahtalarda hâlâ çiviler, pala ve satır izleri duruyor. Dikkatli baktım ve kan lekelerini dahi gördüm.
Daracık ve kapkaranlık merdivenlerden el fenerimin ışığıyla üst katlara doğru çıkıyorum. En üst katta eğilerek girdiğim bir kapının solunda bir küçük hücre, karşısında da nispeten büyük bir hücre var. Penceresiz, ışıksız ve buz gibi soğuk hücreler.
Genç Osman'ın İdamı
Bu hâliyle bile içeriye girmeye korktuğum soğuk ve ürpertici Genç Osman Zindanı'nda, bir de Genç Sultan'ın bu karanlık odada hunharca katledilişini tahayyül edince insanın tüyleri diken diken oluyor. Kanlı Kuyu'ya, hemen arkasında duran İşkence Tahtası'na, duvardaki çivilerle yazılmış mahkum isimlerine, idam tarihlerine baktıkça Genç Osman'ın 11 cânî cellada direnişi, zindan kapısından girmemek için güçlü kollarıyla kapının demirlerine tutunuşu, ite kaka üst kata çıkarılışı, boynundaki kementlerle zincirlerle boğulmaya çalışılması, başının zindan duvarlarına vurula vurula sersem edilişi, bağırışlar, çığlıklar, tekmeler, sopalar, satır, pala, tarh sesleri, kanlar, et parçaları, ve nihâyet ölüm çığlığı… Hepsi gözümün önünden geçiyor teker teker.
Yıl 1622. Mayıs'ın 20. günü. Âsî ve zorba yeniçeriler tarafından Topkapı Sarayı'na yapılan baskında, Sultan Genç Osman, yeni Sadrazam Davut Paşa ve Yeniçeri Ağası Derviş Ağa tarafından önce, küfürlerle, hakaretlerle, yalın ayak-başı açık Fatih İskender Paşa Mahallesi'nde bulunan Orta Camii'ne ( Ahmediye Camii ) getirilerek, burada bir süre hapsedildi. Orada kendisine eziyet eden Ocak Ağaları'na karşı yalvarmaya başladı:
" Dün sabah Pâdişâh-ı Cihân idim, şimdi üryân kaldım; merhamet edip hâlimden ibret alın. Dünya size dahi kalmaz. Hangi padişahın kulları, padişahlarına bu ihâneti ettiler? "
Genç Osman'ın, ne sızlanışlarının ne gözyaşlarının, hiçbir tesiri olmadı cânîler üzerinde. Hatta Orta Camii'nde, yeni Sadrazam Davut Paşa tarafından 2 defa boğdurulmak istendiyse de, güçlü kuvvetli bir beden yapısına sahip olduğundan, bu saldırılara karşı koyabilmişti Genç Sultan. Daha sonra Devrik Padişah, Sadrazam Davut Paşa'nın tertibiyle, 11 cellât tarafından elleri zincirlerle bağlanıp, boynuna kement atılarak, bir hayvan gibi çeke çeke Yedikule Zindanları'na getirildi. Ana kapıdan girdiler içeriye. Gün batıyordu... Mazlum Sultan etrafına baktı. Sonunun yaklaştığını hissediyordu sanki... Günle birlikte Osman da bitiyordu. Bir grup cellât, boynundaki kementten çekerken Sultan Osman'ı, diğer bir grup ta arkadan ite kaka, tekme tokat sürüklediler zindan kapısına doğru. Alçak demir kapıdan girdiler içeri. İki kişinin yan yana sığamayacağı daracık koridorlardan ilerlediler. Parmaklıklı kapıya geldiklerinde, içerideki Kanlı Kuyu'yu gördü Genç Osman. Ürperdi. Buz gibi soğuk ve karanlık zindanı tek bir meşale aydınlatmaya çalışıyordu. İçeri girmemek için direndi. Nâfile. Sürüklercesine üst kata çıkarmaya başladılar ahşap merdivenlerden. Daracık yerde 11 kudurmuş köpek, bir aslan yavrusunun üstüne çullandılar. Genç Osman güçlü kuvvetliydi. 11 cânî cellada karşı tek başına yaşam mücâdelesi veriyordu. Cellâtları çok zorlayıp, hatta üçünü devirince, içlerinden biri, bir balta darbesiyle zavallı Sultan'ın omzunu parçaladı. Az sonra ikinci darbe de gecikmedi. Genç Osman'ın diğer kolu da parçalanmıştı. Her taraf kan revan oldu bir anda. Birkaç dakika geçmeden tüm sesler kesildi. Genç Sultan, boynunda kement, kulenin ikinci katından aşağı itildi. Gün bitti.
Sultan Genç Osman, 11 cellâda kahramanca karşı koymasına rağmen, boğularak şehit edildi. Cebecibaşı Mustafa Ağa, şehit padişahın bir kulağını kesip, kardeşi Şehzade Mehmet'in annesine götürmüştü. Naaşı ise, ertesi gün, Sultanahmet Camii'nde kılınan cenaze namazından sonra, babası Sultan 1. Ahmet'in türbesine defnedildi. O artık başsız bir şekilde babasının yanında medfun. Zira başı, Yedikule'de kaldı. Cellâtlar Sultan'ı idam ettikten sonra, başını kesip Kanlı Kuyu'ya atmışlardı.
Kaderin adâleti; 1 yıl sonra Genç Osman'ın kâtili Davut Paşa da bu kulede başı kesilerek idâm edildi.
Hayal sahnemden perde perde geçen bu fecî idam hâdisesinden sonra, çevreye son bir defa daha bakıyorum, ayrıntıları kaçırmamak istercesine.
Kanlı Kuyu
Bizans döneminde de Osmanlı döneminde de zindan olarak kullanılan Genç Osman Kulesi'nde "Kanlı Kuyu" adı verilen derin bir kuyu var. Mahkûmların, idam edilince kesilen başları, bu kuyuya atılır ve denize kadar uzayan tünelden yuvarlanarak Marmara Denizi'nin sularında kaybolurdu. Dipten, güney ve batı yönden, 2 tünel yoluyla denize kadar ulaşan bu kuyunun, arkasında bulunan İşkence Tahtası'ndaki delikler, Balkan Harbi ve İstanbul'un işgali sırasında, Yedikule'ye yerleşen yabancı askerlerden kalma kurşun delikleridir.
Kanlı Kuyu'nun üstüne, insanlar düşmesin diye demirden bir kafes konmuş. Demir Kafes hâlâ Kanlı Kuyu'nun üstünde duruyor.
2- Cephanelik Kulesi
Genç Osman Kulesi'nin karşısında, Altın Kapı'nın kuzeyine bitişik olan kule. Önceleri cephânelik olarak kullanılan bu kule, hem Bizans hem de Osmanlı döneminde, diğer kuleler gibi zindan olarak da kullanılmıştı.
3- 3. Ahmet Kulesi
Bizans zamanındaki ismi Pastroma Kulesi. Dört köşeli bir nöbet kulesi iken 18. yy da bir depremde yıkılınca Sultan 3. Ahmet tarafından 8 köşeli olmak üzere inşâsına başlanmış, Sultan 3. Osman tarafından da tamamlanmıştı. Bu yüzden 3. Ahmet Kulesi olarak bilinir. Kulenin en alt katında 3 metre kadar yükseklikte haç şeklinde taş bir blok var. Sokağa bakan dış yüzeyinde ise mermer bir levha üzerinde "Maşaallahu Teâlâ" ( Allah'ın dediği olur ) yazılı.
4- Hazine Kulesi
Fetihten sonra Osmanlı Devlet Hazinesi'nin ilk muhafaza edildiği yer Yedikule Hisarı ve bu hisardaki Hazine Kulesi idi. Şu an Hisarın giriş kapısının sağında kalan kule. Sultan 3. Murat Hân'a kadar, Hazîne-i Hümâyun, bu kulede muhafaza edilmişti. Devlet hazînesinin yanında mühim bâzı evrâkın da saklandığı bu kule için Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamı Makbul İbrâhim Paşa, Avusturya elçisine "O kule tamamen altın dolu" demişti. Zîrâ Enderun Hazinesi Binası'na sığmayan devlet hazinesinin kalan kısmı buraya taşınmıştı. Hazîne Kulesi'nin içinde helâ büyüklüğünde küçük hücreler var. Tepesinde de "Yanan Kasır" adlı bir köşk vardı. Bu köşkün yanmasından Hazine Kulesi de zarar görmüştü lâkin yeniden tâmir edildi.
5- Bayrak Kulesi
Şu an müze olan Hisarın giriş kapısının hemen sağındaki 4 köşe kule. Sancağın dalgalandığı yer olması hasebiyle, yeniçeriler bu kulede nöbet tutarlardı. Kapının girişinde sağ ve sol taraftaki kemerli tavana sahip odalar kapı muhafızlarının odalarıydı. Kapı kemerinin üzerinde bulunan dört köşe kitabe yeri boş bırakılmış. Bir zamanlar burada, yukarıya makaralar ile kaldırılıp indirilen tek parça halinde bir ön kapı bulunmaktaydı. Bu kapılar hisarlarla birlikte yapılmıştı. Maalesef şu an burada ne kapı ne de sapı var.
6- Zindan Kulesi (Kitâbeler Kulesi)
Zindan olarak kullanılan 2 kuleden birisidir. İçinde bulunan ahşap katlar, yangınlar neticesi yok olmuş. 6 katlı olan bu ahşap katların tahtalarının oyukları hâlâ duruyor duvarlarda. Hisarın bu kulesi asilzâdelere ayrılmıştı. Soylular, krallar, prensler, vezirler, elçiler bu kulede hapsedilirdi. Bu itibarla Asilzâdeler Zindanı desek yeridir. Asıl zindan olarak kullanılan kule burasıdır. Bu kule, tutsak mahkûmlar tarafından zindan girişinin sağına ve soluna kazılan kitâbeler sebebiyle, "Kitâbeler Kulesi" ismiyle de anılmıştır. Daha sonra padişahtan aldıkları bir izinle, kale içinde bulunan evlerde tutsaklıkları devam etmiştir mahkûmların. Giriş kısmındaki listede burada yatanların adları, neden burada bulundukları ve akıbetleri yazılı. Grekçe yazılmış bu yazılar hâlâ çok net okunabiliyor.
Meşhur "Yılanlı Kuyu" bu kulenin içinde… Şu an kuyunun ağzı kapalı. Yılan falan da yok. Fakat bir zamanlar soylu mahkûmlara soysuz yılanlar yârenlik ediyordu bu kuyuda. Ne çok yılan var İstanbul'da. Kız Kulesi, Yılanlı Sütun ve Yılanlı Yalı'dan sonra bir de şimdi Yılanlı Kuyu çıktı karşımıza.
7- Top Kulesi
Kulenin içindeki ahşap katlar, Büyük İstanbul Yangını'nda tamâmen yanmış. Bu kule de diğerleri gibi zindan olarak kullanıldı. Fetihten sonra topların yerleştirildiği kule idi burası. Kulenin giriş kapısının üzerindeki mermer kitabe boş duruyor.
Nöbet Kulesi
Marmara Denizi'ne en yakın, köşedeki yarısından fazlası yıkılmış olan kule. Deniz tarafından gelebilecek tehlikeler için nöbet beklenilen kule, hisarın zindan olarak kullanıldığı dönemlerde de mahkûmların kaçmaması için yine nöbetçilerin bulunduğu yerdi.
Trimphalis Yolu (Fatih Yolu)
Hisarın şimdiki giriş kapısından, tam karşıdaki Altın Kapı'ya doğru giden, iki tarafında sıra sıra top gülleleri bulunan, ince uzun toprak yol. Hisarın tam ortasındaki bu yol, Fetih Mescidi'ni selamlayarak geçer. Bu yola kırmızı halılar serilirdi. Seferden zaferle dönen imparatorlar, alkışlar ve tezâhürâtlar arasında şehre, buradaki kırmızı halılar üzerinden yürüyerek girerlerdi. Ayrıca yabancı elçiler, misafir krallar, prensler, veliahtlar burada karşılanırdı. Trimphalis Yolu, o dönemde şehrin en büyük caddesi olan Messe'ye ve dolayısıyla da Balkanlardan gelen Roma yoluna bağlanırdı. Fetihten sonra "Fatih Yolu" ismini alan bu yolun, kenarlarındaki top gülleleri de Fatih zamanında konulmuştu.
Mescid Ve Çeşme
İstanbul'un en eski mescidi. Fatih Sultan Mehmet tarafından fetihten 5 yıl sonra, 1458 de Hisarın inşâsı sırasında yaptırılmıştı. Ahşap çatılı ve tek minareli mescitten günümüze, sadece minarenin şerefeye kadar olan kaidesi kaldı. Tıpkı Rumeli Hisarı'nda olduğu gibi… Mescid'in orijinal ismi: "Camii bi-Derun-u Kule-i Left"
1873 Rus Harbi sırasında fişek imalathanesi, daha sonrada eşya deposu olarak kullanılan, 1887 yılında da harabeye dönüşen mescit, Tophane-i Amire idaresi tarafından yıktırıldı. Enkazı, az bir paraya semt esnafından Akif Ağa'ya satılmıştı. Zemininden çıkan 13 metre uzunluğundaki çok sağlam meşe döşemeleri Mescit'in boyutları hakkında az çok bilgi veriyor.
Mescit'in yanındaki çeşmenin de Kanunî Sultan Süleyman tarafından yaptırıldığı tahmin ediliyor. Zira çeşmeden akan su, Halkalı suyu…
Tarihi Su Kuyusu
Çapı 6 metre olan ve içeriden 3 yöne ayrılan bu tarihi kuyudan o dönemde üzerindeki çıkrıktan atlar yardımı ile su çekilirdi. Kuyu hâlen kullanılmakta...
Korkuluk Zinciri
Sultan 4. Murat, Revan seferine çıktığında, İstanbul'a kaymakam bırakılan Amasyalı Bayram Paşa, 1635 tarihinde İstanbul surlarını tamir ettirdiği sırada bu korkuluk zincirini de buraya koydurtmuştu.
Hisarın girişinin sağ tarafındaki duvarda duran bu zincir, hisarın tâmirâtı sırasında, işçiler tarafından kullanılmıştı. Lâkin tâmirât tamamlanınca bu zincir de yerinde öylece kaldı.
Böylece, Hisarın tamamını gezmiş olduk. Hisara veda etmeden önce, Genç Osman Kulesi'ne son defa tırmanıyorum. Surlardan Marmara sahilleri, deniz, adalar, çok hoş görünüyor. Az ilerisi, tarihimizde çok önemli bir hatırayı barındırıyor. 5 Ceneviz gemisi, Bizans'a yardım için geldiğinde, Baltacı Mehmet Paşa tarafından durdurulamayınca, Fatih Sultan Mehmet öfkelenerek atını denize sürmüştü buradaki sahillerden. İmkânsızları başaran Yüce Sultan… Öyle büyüksün ki… Gemileri karaya, atları denize sürerek fethettiğin bu şehirde, şimdi biz surlardan aşağıya bakmaya korkuyoruz.
Ölüm Kusan Kulelerin Ortasinda Eğlence
1968 de müze oldu ve halkın ziyâretine açıldı Yedikule Zindanları. 2004 senesinde de Swiss Turkish International şirketi tarafından 30 yıllığına kiralanan hisar, konser ve partiler için de kullanılmaya başlandı. Bu yüzden hisarın alanının tabii hâli, buradaki akasya ve sedirler kesilerek, yerdeki taşlar sökülüp asfalt dökülerek tamamen değiştirildi. Büyük ve çirkin kara tahta gibi kapkara bir sahne platformu, Altın Kapı'nın önünde bütün çirkinliğiyle öylece durur yıllarca. Her gezdiğimde idam mahkûmlarının son yalvarışlarını, ölmeden önceki son çığlıklarını duyduğum, duvarlarına ölüm sinmiş bu kulelerin kan kokusunu hissettiğim ve ürperdiğim bu hisar, birçok insan için nasıl bir eğlence mekânı olabiliyor şaşıyorum. Genç Osman'ın idam edildiği zindanın karşısında nasıl dans ediyor, nasıl çılgınca eğleniyorlar hayret doğrusu.
Ayrılıp giderken dönüp tekrar geriye baktım. Yedikule Zindanları'na doğru. Yedi Kelle Zindanları'na doğru. Nice kelleler kopmuştu bu Zindanlarda. Yedi Başlı Ejderha gibi, kurbanlarını vahşice yemiş, şimdi sessizce uyuyordu sanki.


