menü


Yazmak

E. Serkan Yücesoy

Yazmak, soylu bir eylem… Onu bu denli soylu yapan ise okumaktır. Yazmak, bu sürecin ulaştığı noktanın adıdır. "Yazı, yabanıl kılıyor insanı." diyor "Yazmak" isimli eserinde Marguerite Duras.

Yazmak, herkes için aynı anlama gelmiyor şüphesiz… Ne var ki yazan için bunun ayrı bir önemi ve anlamı var. "Ara sıra yazan, sık sık yazan, sürekli yazan" insanların varlığını biliyoruz, ama bunlara bir de "Yazmazsam helak olurum." diyen kesimi eklemeliyiz. Marguerite Duras da buna benzer bir şey söylüyor bu kitabında… Diyor ki: "Yazmamış olsaydım, sağaltılamaz bir alkol bağımlısı olurdum." İşte yazdıran, yazmaya mecbur ve mahkûm eden bu duygudur. Yazıda yitmek, yazıda kaybolmaktır ki beraberinde yazmayı getiriyor. "Yazıda fani" olmak demek bir bakıma bu; erimek, yok olmak… Duras, bu noktaya şu ifadelerle dikkatimizi çeker: "Hiç yazamama durumu içinde yitip gitmek rahatlıktır. Yitip gittiğinizde, dolayısıyla da artık yazacak, yitirecek hiçbir şeyiniz kalmadığında oturup yazarsınız."

"Yazmak" isimli eser, yazının zorluklarına dikkat çekiyor, önemine vurgu yapıyor ve açmazlarını ele alıyor. Yazmanın beraberinde getirdiği bir yalnızlıktan söz ediliyor kitapta… Yazarın, diğer insanlarla arasına mesafe koyması gerektiği üzerinde duruluyor ve bunun adına "yalnızlık" deniliyor. Yazarın, kendisinin bir kadın olmasından dolayı, yazı serüveninde karşılaştığı bazı deneyimleri, aforizma gibi okurun önüne serdiğini görüyoruz. "Kadınların, yazdıkları kitapları sevgililerine okutmamaları gerekir." diyor Duras.

Yazmak isteyenlerin sükûnet arzuladıkları bilinen bir gerçektir. Bunun elbette dikkate alınacak bir yanı var. Sükûnet, yazmayı kolaylaştıran, belki de hızlandıran bir süreçtir, fakat yazmak için asla yeterli değildir. Yeterli olsaydı, tatil köyleri yazar çizer ve sanatçılarla dolup taşardı. Oysa tatilde pek de yazı yazılamadığı yeni bir tespit değildir. O hâlde yazmak için, şartlardan daha çok, niyet ve kararlılık önemlidir. Her gün veya sık sık yazı yazanların çoğu, şehrin gürültüsü içinde bu soylu eylemi gerçekleştirmektedirler. Öyleyse yazmak için, yalnızlıktan başka nedenler de aramalıyız. Yalnızlığı arzu edince, yalnız olunur mu? Yalnızlık nerede bulunur ya da nasıl yalnız olunur? "Yalnızlık hazır bulunmaz, oluşturulur. Yalnızlık, yalnız başına oluşturulur." diyor Marguerite Duras.

İnsan, hangi şartlarda yazar? Nasıl yazar? Daha doğrusu nasıl yazar? Bu sorunun cevabı, gizemini de kendi içinde barındırıyor olmalı ki Duras, acizlik kokan bir edayla cevap veriyor bu soruya: "İstediğimi, istediğim kadar söyleyeyim; insanın neden yazdığını ve nasıl olup da yazmadığını hiç bulamayacağım." O hâlde yazmanın, gizemli bir yanı da var. "Yazmak, konuşmamaktır." diyor Duras. Ben tersini söyleyeceğim: "Yazmak, sessiz konuşmaktır." Nitekim Duras, sözünün devamında beni haklı çıkaracak şu tespitte bulunuyor: "Yazmak, sessiz çığlıklar atmaktır." O hâlde yazmak, sessiz konuşmak demektir.

Yazıyı ciddiye alan, önemseyen ve yazıya dair deneyimli bir kalemin tespitlerini okumak isteyenler için, "Yazmak", önemli ve okunası bir eser… Yazarın, kitapla ilgili dikkat çekici bir kaç tespitini ortaya koyup yazımızı noktalayalım: "Kitap, sinemanın karşıtıdır; tiyatronun ve öteki gösterilerin karşıtıdır. Bütün okumaların karşıtıdır. Hepsinden zordur, en berbat olandır. Çünkü kitap, bilinmez olandır, gecedir, kapalıdır, evet öyledir. Açık bir kitap, gecedir de. Nedendir bilmem, söylediğim bu söz beni ağlatıyor." "Yazmak", dikkatle okunması gereken bir eser.

Geri



duyurular

Temrin Dergisi'nin Subat Sayısı çıktı... Derginin basin bültenini okumak için tiklayiniz

Temrin Dergisi okurlarına müjde! Dergimizin ilk sayilarinda yayinlanan yazilari internet sitemize ekledik. Okumak için tiklayiniz

Temrin Dergisi`ni seçkin kitapevlerinden alabilirsiniz. Temrin Dergisi`ni temin edebileceginiz bayilerin listesini görmek için tiklayiniz


son sayı



ziyaretçi sayısı




ferfir