Ve İlan-ı Aşk Makamından
Hüseyin Bayçöl
Eli sende, seni ellerde görmeye başladım
Yar, ben deli miyim?
Nakışın dilde, desenin telde örmeye başladım
Yar, ben deli miyim?
(Mustafa Aydın, halk ozanı, Sarıkamış)
Sen gelmezden evvel ey! Zamanın orasına burasına savrulmuş adressiz rüyalar gibi hep kaçaktım bir yerlere; hep sürgündüm bir yerlere ve sonbahar vurgunu yemiş gibi künde üstüne künde...
Halbuki erguvan baharlarla bir melal, halbuki elvan elvan yazlarla tatlı bir visal gibiymiş varlığın... Ve ben bilmezdim bunu ve ben bilmezdim yokluğunu, sen gelmezden evvel ey!
Bil ki, geldiğimde sana ve getirdiğimde seni bana… İşte an ki, tam o anda: Ne sılam vardı ne de gurbetim. Eski zamanlardan kalma yarım bir besteydin yüreğimde ve ömrüm bir nazdı her dile gelişinde.
Yetim güller ağlardı dizelerimde. Ve bülbüller... Ve bülbüller ki saksağan sanılmanın inkisarıyla, ölümüne bir suskunluğu, keder edinirlerdi nağmelerimde.
Bil ki ey! Tam geldiğinde sen, son dizesine dek hür bırakmıştım tüm şiirleri, tüm besteleri...
Ve bil ki ey! Sana dair bir nağme duyduğumda ilkin, yüce dağlardan kendini vadilere bırakan sular gibiydim. Başımı taşlara vurduğumda köpük köpük; tek hakikat olarak seni bellediğimdeyse hem usul usul, hem deli deliydim...
Varsın hayatı emir kiplerinde yaşayanlar, anlamasınlar beni... Varsın mücerret bir ömrü duymayanlar meczup sansınlar beni
Değil mi ki sen biliyordun ve değil mi ki sen geliyordun; artık başkalarına bırakmıştım oyalansınlar diye tüm zamanları, tüm mekânları...
Sen geliyordun ve sen yetiyordun...
Geldin ya artık… N'olur hiçbir sınır, hiçbir tanım isteme benden. "Gerçek", artık senin varlığın...
Geldin ya artık… Bak, işte az sonra çarpılacak nağmeleri duymayanlar, Mecnunlar'ı anlamayanlar ve şairleri Mecnun sananlar...
Ve n'olur bil ki başka varlığım bu ben olamaz. Bir senli varlığımdır, seni "anlam" kılan... Hem sonra sen daha iyi bilirsin: Sadece bir kereliğine "ol!" demekten ibaret değildir, tüm bu kurgu. Bir de her daim oluşlar var:
Yani ben...
Yani Sen...
Yani aşk...
İfadeler, meramlar, zarf tümleçleri, belirtisiz nesneler, yüklemler, yüklemler ve sonsuz yüklemler... Bu cümleden bu cümleye daha neler sığdırılacak kim bilir?
İyi ki geldin ve tüm cümlenin ve tüm hayatın öznesi oldun...
İyi ki geldin; çünkü seninle yağmur yolcuları dahi ibrişimler kuşanıp geldi; çünkü şiirler dahi tüm içten hâlleri, tümden okuyup tümden yazar gibi melul melul demlendi.
İyi ki ne kadar uzak olsan da yeniden getirebildim o hayalini, senden gayrısına bulaştırmadığım bu yüreğime...
Halbuki tam da vazgeçecektim bir meçhulü beklemekten. Kuraklığa kendisini çaresizce bırakan yabani bir çiçek gibiydim sanki. Ve susuzluğuna direnirken, aklımı ve yüreğimi dikenler kuşatmıştı.
Demek ki son demine kadar kurmuşum kendimi gelişine... Varlığımın en alt tabakasına kadar tükenirken, melal melal gecelerde gül gül, erguvan erguvan hep seni bekledim. Donduran ekvatorlarıma ve kavuran kutuplarıma inat, hiç bitmeyen bir umutla bekledim seni.
Erirken gözlerim bekleme yollarında, bilsen öylesine tutkuluydum ki; öylesine rüyaydım ki ve öylesine gerçek... Öylesine kadındım ki ve öylesine erkek oğlu erkek...
Ve geldin ve hüznün ve umudun lügatini "sil baştan" yazmak gibi...
Ve geldin, ansızın bastıran tatlı bir sağanak gibi.
Ve geldin; sevinçten, mahcubiyetten tepeden tırnağa titremek gibi.
Geldin: Yıllar önce gurbete gönderilmiş bir sevilen tarafından ansızın kapısı çalınmak gibi. Geldin: Asla yorumlanamayacak ve asla ele avuca alınamayacak tatlı bir rüyada esrar esrar dolanmak gibi.
Hoş geldin ve sen hoş geldin ey! Tüm bu iniltilerim, sana ve gecenin satır satır kalbine dairdir; bilesin. Gece, gelişinle asla yazılamayacak tüm şiirleri ezberleyen erguvan zamanlı bir melal cambazıdır artık. Bilesin ki seni o gecenin orta yerinde buldum; sana gecenin orta yerinde dokundum. Ve ben, seni gecenin bamtelime dokunduğu bir zamanda, ilan-ı aşk makamından sevdim.
N'olur, artık hiçbir sınır ve hiçbir tanım isteme benden! Dedim ya "Gece geldin." Yetmez mi bu ifade? Yetmez mi ki, bir adına "leyl" bir adına da "sev'ın" denildi gecenin. Ve sen, gecenin en nalan olduğu demde geldin yüreğime, hayalime, gerçeğime...
Gece ki üşüyordu, melal melaldi; masumdu, mahzundu, asiydi, yalnızdı...
Ve gece, terden mahcup mahcuptu geldiğinde.
.... ...
Sen geldin ya: Bütün sözcükler, gecenin kalbinde semaha durdu. Sen geldin ya: Şimdiye dek bir türlü bulunamayan kelamlar, artık gecenin gözlerine döndü; artık gecenin gönlünde ısındı.
Ve sen geldin ya: Artık bilinmez şairler, tüm imgeleri simgelere evirdiler. Dokunabiliyorum gayri tüm gecelere, dokunabiliyorum tüm zamanlara, tüm aynalara, tüm metaforlara... Gayri ben sözün içindeyim, söz benim içimde… Artık ben aynanın içindeyim, ayna benim içimde... Gayri ben zamanın içindeyim, zaman dahi benim içimde...
Sen geldin ya ey! Gece öyle aydınlık, öyle sıcak, öyle kaçak, öyle utangaç, öyle asi ve öylesine yağmur delisi ki...

