Vaveyla
Hüseyin Bayçöl
Aldatıcı ve hata yaptırıcı çok fazla seçenek ve yol vardır. Kendi içsel dünyanızı ve manevi dünyayı keşfe götüren patikada yola çıkmak kolay değildir"
William Bloom
Erenler gibi Ey Yahya bela yolunda irşad ol
Beka yolunda derbend-i rah-ı Kerbela'dan geç
Taşlıcalı Yahya
"... Artık söylense de hüzün, söylenmese de..."
... Ve kısraklar, yokuşlarda çatlamak için varmış herhalde. O yüzdendir herkesin acı bildiği, gayri merhem bana... O yüzdendir ki tüm sevinçlere, tüm neşelere gayri elveda.
Kalsın ve böyle bilsin beni, bu imtihankâr serüven...
Elveda!
Ki şimdi dertliliğin ve viraneliğin pencerelerinde, güneşlere dumanlar düşüyor çünkü. Çatlıyor aynalar, kırılıyor canlar... Tutuluyor dil, bitiyor söz...
İşte!
...Bir var oluş muştusuyla ve bir var oluş acısıyla bırakıyor kısrak kendini rüzgârlı yollara. Ama ki gayri bir dolunayın şavkı, uzak mı uzak sevgi serüvenlerinin bağlarına düşüyor. Ama ki karanlıkların tam ortasında ve tüm esenlik yıldızlarına aç bir hafakan ehline de zillet içinde zilletle her gün kendi öz etini tırmıklamak kalıyor.
Ceddini ve neslini yitiriyor, tüm kıyametlerin bedelini yaşayarak ruhunda.
Lütuf ve kerem uzak bir hatıraya dönüyor. Var olan, hem korku hem hüzün ve hem de elem. Artık neylesin bir çaresiz, Zühre yıldızının güçsüz bir yüreğin yamaçlarında eriyip gitmesini seyretmekten başka. Neylesin gayri bir yetim, bela okyanuslarında her gece fırtınalarla alabora olmalardan başka.
Neylesin!
Demek kısrağa düşen, yokuşlarda çatlamakmış. O yüzden hiçbir leylek başlarda yuva kurmayacak ve o yüzden hiçbir turna semaha durmayacakmış.
Gam rüzgârlarının elemli ve kederli kokusu, ezilmiş çiçeklerin acısıyla, ayın tam karardığı, suların tam kabardığı ve acılı vaveylaların çılgın zamanlarda, çıldırtıcı zamanlara doğru savrulduğu bir umutsuzluğun orta yerinde, sızım sızım eritip geçecekmiş tüm iddiaları, tüm isyanları.
Kısrak, en iddialı olduğu demde hicranından, acısından, hafakanından çatlayacakmış demek...
Ki…
Bundan böyle tüm şikâyetnameler, kaybedilmiş kavgaların öksüz şarkılarıyla, gece yarılarında asla kavuşulmayacak yürek baharlarına, sonsuz gamlanmalarla ve sonsuz yutkunmalarla emanet verilecekmiş.
Sezildiği kadarıyla hayat, o mevsimde fetretli bir mahzenmiş. Eylül yaklaşır ve hafakan fırtınalarının korkusu sararmış her yanı. Gizliden gizliye mahzun ve mükedder bir inilti, sürgün hayalleri kuşatırmış.
Yani dağların çiçek açtığı demlerde aşkın Veysellerine de hep dert düşermiş...
Gayri o günden bülbülün can evine, bir gül düşer. Talihler, bahtlar, taçlar ve tahtlar bir elemle yerle bir olur da gider. Vahşilerin kaderi yahşiliğe, yahşilerin kaderi de vahşiliğe evrilir. Leylalar, Şirinler elem elem kesilip yağmurlar bekler. Cisimler, resimler kısrakların hafakan terlerinde bir mum misali erir de gider. Şehirlerin mavi yaşları, gözlerdeki ölümcül bir buğunun içinde kaybolup da söner ve kimlikler de tarifsiz kalır derken...
Aynalar dahi acıdan yorulur ve yığılır kalır bir aynadaş...
Bir hüzün bezminde, cehalete ve şiddete çaresiz bir "yaşasın..." çekilir. Gayri gider her şey bir pula ve işte çatlar aynalar tam o anda ve işte çatlar kısrak tam orada.
Neyzen, hüzne, umuda, kıyısı olan tüm sevdaların bol yıldızlı gecelerinde acıyla inleyen bir hicaz olur. Özlemekten yorgun kesilir herkes ve Mecnun, belki de hep çöllerde bilinmekten dolayı, bu sefer yüreği Leyla'ya üşüyen bir dost kesilir. Ve hiç beklenmedik demlerde toprağın gözlerinden semaya doğru çaresiz bir "batin-i ah..." yükselir...
Öyle bir "ah..." ki tutuşur ve yarı yolda kalır onunla bir yürek.
Derken kısrak çatlar ve merheme dönük bütün mahallelerde, bütün tasdikler felakete verilir; sonra bütün dilekçelerin ortak talebi de "Gayri insanlıktan istifa..." olur. Artık kısrağın bir an önce yokuşlarda çatlaması yolunda, bütün düzlüklere yabancı olunur ve bütün düzlüklere, gizliden gizliye bir kin beslenir.
Korkular saklanmaz olur. Artık öylesine aşikâr bir ürperti sarar ki törenleri ve şölenleri, kısrağın çatlama yolunda çektiği dünya sürgünü, uzadıkça uzar.
... Derken isyankâr hüzünler, hafakanlar, çileler, azaplar ve tabi çatlamalar yar olur... Varlık, her şeyi yakan bir acı olur... Mecnunların ahları, o acıya inleyen mısralar olur... Eylül hafakanlarının fırtınaları, ezeli bir karar olur... Makamlardan hicaz olanın kokusu sarınca her yanı, gündüzler söner ve gece güneşi, her şeyi yakan bir har olur... Yanmalar, küllerden kaleler olur... Çatlamak ve alabora olmak sırlara ermede bir anahtar olur... Yenilgiler, zafer olur... Yaşam, sürgünlere davet ve acı da bir merhem olur. ... ...Sonra ve sonra var oluşu böyle bilip, fırtınayı böyle soluyan bir yalnıza, her Allah'ın günü kendi öz etini yemek de sevap olur...

