Unutmak Hatırlamak ve Affetmek Üzerine
Selma Ayerdem
Yıllar geçtikçe, yaşlandıkça içi acı bir öfke ve olgunluğun karşıtı bir çocuksulukla dolan bir insana dönüşmek hep korkutur beni. Bundan boşuna korktuğumu düşünmüyorum: örnekleri fazlasıyla mevcut etrafımızda.
İnsan, içinde durmadan biriktirir; affedilmemiş dostlar ve akrabalar, ağzının payı verilmemiş patronlar ve müdürler, "hayır" demeye cesaret edemeyerek reddedilememiş ricalar, duyarsız insanlara duyulan öfke, en yakınlarınca bile anlaşılamamış olmak.. Daha neler, neler… Bunlar öylesine birikir ki; insan, üstün savunma mekanizmasıyla çok çabuk öğrenir bunlardan kendini korumayı. Birbirinden uzaklaşır, kalp kırar, nezaketin yerini kabalık alır. Sabırla ve anlayışla çözülecek ya da sağlam bir karakterle, kendine ve etrafına güvenle halledilecek meseleler büyür de büyür. Çünkü insan, kendini haklı çıkarmak için etrafını suçlamayı tercih eden bir varlıktır.
Bugün geldiğim noktada, geçmişe dair tüm kinimi, nefretimi, öfkemi halletmiş ve bunlara sebep olan meseleleri rafa kaldırmış olduğumu düşünüyorum. Zaman zaman geçmişin bazı meseleleri ile hala ilgilenirken veya "keşke şurada şöyle yapsaydım/deseydim" diye düşünürken bulurum kendimi ve ürperirim. Bu meseleleri kendi içimde halletmiş olduğumu, affetmekse affetmek, hatadan ders çıkarmaksa çıkarmak, güçlenmekse güçlenmek adına kendime paylar çıkarmış ve unutmuş olduğumu düşünürken, o meselelerden birinin gelip zihnime yerleşmesine ve beni rahatsız etmesine şaşırırım. Sonra şöyle düşünürüm: hayat unutmaya ve hatırlamaya çalıştığımız şeylerin toplamıdır. Bazı hatıraları unutmak için uğraşırız, kimilerini de hatırlamak bizi mutlu eder.
Yaşlılık günlerinde öfkeli ve kızgın olan insanların unutmak için uğraştığı ama bir türlü başaramadığı hatıralarının çok olduğunu düşünürüm. Böyle bir ruh haliyle yaşlanmak, dediğim gibi hep korkutur beni. Oysa ki ruh, en çok o zaman huzura ihtiyaç duyar. En çok o zaman gereklidir; zamanında özgürce ve kendi doğrularıyla yaşanmış bir hayatın, insanın ruhunu ışıl ışıl aydınlatmasından doğan huzur ve barışıklık duygusu.
"Affetmek büyüklüktür" gibi sıradan, doyurucu olmayan beylik laflar etmeyeceğim ama affetmeyi insan ancak hayatta belli bir mesafe alıp olgunlaşma sürecine girdikten sonra öğrenebiliyor. Ben hala öğrenebilmiş değilim mesela, evet yol aldım bu konuda ama haddinden fazla gelişmiş olan adalet duygum bazı insanları affetmemi hala zorlaştırıyor. Kabul edemiyorum bazı şeyleri, ders vermek istiyorum insanlara, ciddi bir tecrübe yaşatmak istiyorum bazı hassas noktaları öğrenmeleri için. Bu, havanda su dövmeye benziyor değil mi? Bırakmalı, "hayat en iyi öğreticidir" demeli aslında ama kimileri öğrenmemekte o kadar ısrarlı ki…
Hayat, biz istemeden bize verilmiş bir zaman dilimi. Onu en iyi şekilde değerlendirmek ve elimizdeki kumaşla en güzel elbiseyi dikmek bize bağlı. İşte tam da burada, sınırlı olan irademiz devreye giriyor ve bizi rezil de edebiliyor vezir de. Ben, ruhumu tüm kötü hislerden arındırmak ve bu yolculukta bana verilenlerle "elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım" diyebilmek için mücadele veriyorum. Acı bir öfkeden korunmak için, doğru olanın da; tüm samimiyetimle sadece bunu diyebilmek olduğuna inanıyorum.

