Sürmeli Türkçe Olimpiyatları
Berat Demirci
Türkçe göze sürmedir, âlemin parlaklığını korumasız bir nazarla değil de Türkçeyi bir sürme gibi göze çekerek seyreden kişi görür ki, Türkçe bir azim kozmolojik dildir. Şeref Yılmaz'ın "Sürmeli Türkçe"si kâinat kitabını okumaya en elverişli dillerden biri olup, arzın büyük bir bölümünde konuşulan Türkçe'ye yakılan bir güzellemedir, sevdim ve sevindim. Bizim kuşağın gözünün sürmesi "Türkçenin Sırları" idi. Nihat Sami, hacim itibariyle büyük olmayan kitabıyla bencileyin pek çok memleket evladına âlemi Türkçe ile seyretmenin zevkini tattırmıştı, eminim "Sürmeli Türkçe"de* yeni nesil için böyle bir pencere açmıştır. Türkçe Olimpiyatlarını seyrederken, aklıma Şeref Yılmaz'ın hakkıyla görüldüğünü zannetmediğim kitabı geldi, çünkü kitap ile Olimpiyat arasında tartışılmaz göbek bağı var.
Olimpiyat kelimesinin beni çok heyecanlandırdığını hatırlamıyorum, onca dünya meşakkati içerisinde denk gelirse, bedenleri ileri derecede terbiye edilerek geliştirilmiş, endamları düzgün sporcuları temaşa ettiğim olurdu. İnsanoğlu'nun terbiye edilmesi en güç uzvu gözdür, göz ile gönül birliğini sağlayan en büyük lütuf ise lisandır. Okumak kâinat kitabını da okumak anlamındadır, aksi ise "bir kuru emektir." Kâinat kitabını okumak için insanın ana dili kadar etkili ve güzel bir araç düşünemiyorum. Ki, o ana dil Türkçe gibi büyük bir medeniyet dili olma sınavını başarıyla geçmiş bir dil ise, dünyayı okumada düşülen başarısızlığın sebebi beceriksizlik olarak değerlendirilmelidir. "Bizim Millet" ne kadar şanslı diye içimden bir ışık geçiyor; ama hemen arkasından damağımı bir tad işgal ediyor. Kendi ülkesini ecnebi lisanlara sonuna kadar açan bir ülkede, dükkânların adlarının İngilizleşmesinden şikâyet eden entellerin ve kültür yoksunu seçkinlerimizin sığlıkları gözümüze sürme değil, mil çekiyor. Ricalimizin çoğunluğu dünyayı seyredebilecek, tanımlayabilecek, adlandırabilecek bir Türkçeden de, Türkçenin sınırlarını tanıyabilecek bir kurmay zekâsından da mahrumdur. Bu mahrumiyet ortasında "Türkçe Olimpiyatları" düzenleniyor ve dünyayı herdem yeniden keşfeden bir kurmay dehanın gönüllere ferahlık verici soluğunu hissediyorsunuz. "Osmanlı'da er tükenmez" atasözünü hatırlamamak elde mi?
Türkçe Olimpiyatları düşüncesi bile müthiş iken biz onun gerçeğiyle karşı karşıyayız. "Sürmeli Türkçe"nin yazarını ve onun gibileri yetiştiren kültür vasatını "ciddiyet ilanı" olarak görmekteyim; "O okullar(!)" diye nefret ifrazatı salgılayanların derin Türk düşmanlığı ile malul olduklarından tek bir an bile şüphem olmadı. Oraları inşa eden dehanın, dünyayı Türkçenin perspektifiyle değerlendiren bir kültür derinliğine sahip oluşuna dili merkeze alan bir Olimpiyat faaliyeti şahitlik etmeye yeter. Türkler nasıl "yetmiş iki millete" temiz bir nazarla bakmış ise, "yetmiş iki millet" de aynı saffet ile Türkçe şakıyor. Vizyon da misyon da budur.
İngilizce'nin Türkiye üzerindeki hâkimiyetini pekiştirmek için elinden geleni yapan ulemaya tavsiyem ise, "Üniversitelerarası İngilizce Olimpiyatları" düzenlemeleridir(!), böylece emperyal düşünme yeteneklerini de sergilemiş olurlar; kurmay zekâsı ile sömürge ahlakı arasındaki farkı da sayelerinde görmüş oluruz. Zaten pek çoğunun zaman zaman kullandığı Türkçe de sadece kendi kabilelerine mahsus ve üç yüz kelimelik bir "alt kültür" tabanına hitap etmekte olup, ereklerinin gereklerini böylece ifa etmiş bulunmaktadırlar. Böyle bir zevat, yeteneksiz ve köksüz bir milletin seçkini olsaydı, o milletten eser kalmazdı; şükretsinler ki "Bizim Millet" onların yükünü de çekecek kadar tahammüllü bir tarihî zemine sahiptir.
Evet... Türkçe Olimpiyatları'nı seyredince, Sürmeli Türkçenin bize verdiği haberin, bu işin gözesi olduğunu daha iyi farkettim, o gözeden su içenleri kutluyorum. Bir şaheser Sivas türküsü vardır, "Seher vakti çaldım yârin kapısını/Baktım yârin kapıları sürmeli" diye başlar ve "sürme" kelimesinin ihtiva ettiği bütün mecazları hülasa eder. Türkü, "Agahî karışır kanlı yaş ile/Dost bulunmaz hayal ile düş ile/Erilmez menzile bu gidiş ile/Hemen aşk atına binip sürmeli." dörtlüğüyle sona erer. Doğrudur, "Aşk atına binip sürmeli."dir; çünkü aşktan başka menzil aldıran binit yoktur. Türkçe, aşk atına binen insana Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar yoldaşlık eden bir dildir, Türkçe Olimpiyatları vesilesiyle umarım bunu idrak eden seçkinlerimiz de olmuştur. Şeref Yılmaz'ın mütevazı kitabının barındırdığı büyüklüğü de bu vesileyle bir kez daha hatırlatalım istedik.
* Şeref Yılmaz, Sürmeli Türkçe, Sütun Yayınları.

