Şeffaf Dosya
Rabia Avcı
Önce kalemim masadan yuvarlandı, yere iniş yaptı, ardından sırası çoktan karışan kâğıtlarım… Yazmak istediğim çok şey vardı daha fazla katlanamayacak kadar… Sınıftakiler "Sessiz ol!" diye kötü kötü baktılar. Aceleyle şeffaf dosyamın içine kâğıtlarımı, kalemlerimi ve henüz yazmadığım hayallerimi sıkıştırdım. Koşmaya yeltendim. Serbestlikten yana bağcıklarım yalpalamama neden oldu. Olsun "Bu esnada bir sigara yakabilirim." dedim. Bugün o günlerden biriydi; özel bir gün…
Duymak istemediğim, konuşmak istemediğim, durmak istemediğim, devam etmek istemediğim ama hayali öğelerle süslü, üzerine bir tatlı kaşığı kahve boşaltılan şekere ihtiyaç duymayacağım bir gün…
Dışarıda olağan dışı bir yağmur çiselemesi çizmeyi aşmış görünüyordu. Kalemimin mürekkebi damlacıkların esiri olmuştu. Ayaküstü yazdıklarım okunmaz hâle geliyordu ki birden yağmur damlacıkları kandamlacıklarına dönüştü. Kalemimse belli ki yeni kullanılmış bir bıçağa. Artık dışarıda da değildim. Tekrar sınıftaydım. Hangi arada bir derede buraya dönmüştüm ki? Bunu birine sorabilirdim ama o biri de artık cevap verebilecek durumda değildi. Onu ayağımla iteliyorum, bağcıklarım kan oluyor. Tahtaya bakıyorum, dersin ismi "haklı cinayetler" yazıyor. İçim ürperiyor. Buradan kaçmak istiyorum TEKRAR! Alelacele şeffaf dosyamın içine kâğıtlarımı, kalemlerimi, kanlı bıçağımı ve henüz yazılmış hayallerimi sıkıştırıyorum ve koşuyorum. Koşarken tökezliyorum yine… Giderken yerde bir de kan izleri bırakıyorum ancak bunu fark edemiyorum. Çünkü bugün o günlerden biri, özel bir gün… Duymak istemediğim, konuşmak istemediğim, durmak istemediğim, devam etmek istemediğim paniğimin zirvesine tırmanıyorum ama olsun hayali öğelerle süslü, üzerine iki tatlı kaşığı kahve boşaltılan şekere ihtiyaç duymayacağım bir gün.
Kampüsün bahçesindeyim. İnsanlar bana bakıyormuş gibi yürüyorum. Bahsettiğim insanlar topluluğu da iki üç dört… Dosyama sımsıkı sarılmışım küçükken gök gürüldediğinde yorganıma sarıldığım gibi... Annemin yanına gitmek istiyorum. Ama bu olanlar için annem bile kabul etmez beni. Gök gürüldediğinde de etmiyordu ki zaten. "Sıkıntılarım bu yağmurla akıp gitse de şu beladan kurtulsam." diyorum.
Kalemim bitmekten yana, yağmur damlalarıyla mürekkebi sulanıp süre kazandırıyor bana. Duruyorum ama durmak istemiyorum. Geri geri gitmeye başlıyorum. Sınıfta yine ben ve henüz bulunmamış Bay Otto'nun kanlar içindeki yalnız cesedi. Aheste hareket ediyorum tıpkı Bay Otto'nun yaptığı gibi. Anımsamalar gözümde… Bay Otto'yla cinayet anından önceki konuşmalarımız… Pek net değil... Tahtaya dersin konusu olarak "haklı cinayetler" yazıyorum. Beni görmezden geldiği, yazılarımı gerçekte hiç dikkatli okumadığı, beni duymadığı, varlığımı yokluğa vurduğu o anların sıkışıp kaldığı o cep saatini alıyorum. Sonra da pis pis gülüyorum. Bana kazandırdığın tek şey vakit oldu Bay Otto! Saate bakıyorum; 7.43'te durmuş. "Pinti herif saatine pil bile taktırmamış!" diyerek zincirlerinden tutup yavaşça dosyama bırakıyorum. Ayağıma koşar adım yürüyüşleri giymişken sigara yine ağzımda…
Bugün o günlerden biriydi, özel bir gün… Duymak istemediğim, konuşmak istemediğim, durmak istemediğim, devam etmek istemediğim, çıksın bu panik damarlarımdan dediğim ama olsun hayali öğelerle süslü, üzerine üç tatlı kaşığı kahve boşaltılan şekere ihtiyaç duymayacağım bir gün… "Bay Otto'yu gören oldu mu? Ofisinde de değil. Dersine de gelmedi." "Yoo, bugün görmedim. Akşam dersine hiç geç kalmazdı. Nasıl olur? Edebiyat sınıfına baktınız mı?" "Hadi bir bakalım." Yanlarından geçtiğim öğrencilerin konuşmalarını yazarken ellerim titriyordu. Kalemim tekrar yazmaya başlamıştı. Teşekkürler!
Dosyam artık ağır geliyordu. Taşımakta güçlük çekiyordum; soluk alıp verirken çektiğim güçlük gibi... Yine kaçmak istiyordum ama yürümekten de kaçmak istiyordum. Kahve sanırım çarpıntı yapmıştı. Suçu kahveye atıyordum, suç bendeydi hâlbuki. Suçun âlâsı bendeydi. Katillik yakışmamış mıydı yoksa bana? Aynaya bakacak fırsatım bile olmamıştı. "Bir bisiklet!" Bunu sesli söylemiştim. Kalemim artık yazmıyordu. Mürekkep bile her şeyin farkındaydı.
Başlangıçta bisiklet kullanmayı tekrar öğreniyor gibiydim. Bir yandan dosyamı tutmaya çalışıyor, bir yandan da bisiklet sürmeyi öğreniyordum. Suçtan suça, günahtan günaha atlamıştım. Adam öldürme, saat çalma ve bisiklet gasp etme… Kampüsün bahçesinden çıktığımda harikulade pedal çeviriyordum. Bugün o günlerden biriydi; özel bir gün… Ama o vakitlerde bisiklete araba çarpmak üzereydi. Ben "ucuz kurtardım" derken elimden dosya fırladı; içindeki kâğıtlarım, Bay Otto'nun kanlar içindeki cesedi, cep saati ve temizlenmemiş bir bıçak yerlere serpildi. Caddedeki insanlar başıma üşüşmüş, sergilediğim tüm kanıtlarımı ağızları açık izliyorlardı. Polis kısa sürede olay yerine geldi. Tabi cinayet mahalline de... Ama kalemim bittiği için kaçamıyordum, kaçmak istiyordum, duymak istemiyordum, konuşmak istemiyordum, durmak istemiyordum çünkü devam etmek istiyordum. Gerçek öğelerle süsleyecektim ama içtiğim kahve çok fazla geldi ve tüm kahveyi kusuyorum.

