menü


Ahmet Yenilmez İle Röportaj

Uğur Nail Uzunok

Siz kökenleri itibariyle tiyatrocusunuz, şimdilerde televizyon dizilerinde, sinema filmlerinde sevilen karakterleri canlandırıyorsunuz fakat hâlâ tiyatro sahnelerindesiniz. Birçok tiyatro oyuncusu televizyonla tanıştıktan sonra sahneleri bırakırken siz devam ediyorsunuz... Tiyatro sizin için neden önemli?

Tiyatro sadece benim için önemli değil… İnsanlık tarihi göz önünde bulundurulduğunda tiyatro bir toplum için hava gibi, su gibi, ekmek gibi zaruri ihtiyaçların içerisinde telakki ediliyor özellikle modern çağda… Niye modern çağda? Teknolojinin ilerlemesi, teknolojinin insanımızı tahminimizin üzerinde yönlendirmesi; beşeri münasebetlerde bir takım kayıplara neden oldu. Bireyde böyle olmakla beraber toplum hayatında da birçok niteliğimizi götürdü… Bu söylediklerimi bir kenarda tutun. Tiyatro özellikle edebiyatımızın vazgeçilmez dallarından biridir… Sahne sanatlarımızın anasıdır… İnsanlık tarihinin en eski sanat dallarından biridir… Edebiyatla doğrudan alakalı bir şeydir. Nasıl ki edebiyat bir toplumun aynası ise tiyatro da o aynada toplumun kendisini görmesidir. Tiyatronun neden önemli olduğunun en iyi örneğini Almanlar verir. Yaşamış olduğu iki dünya savaşından sonra özellikle Almanya'nın yeniden tamiri noktasında ilk olarak tiyatro salonlarını inşa etmişlerdir. Şimdi durum böyle olunca tiyatro bizim milletimizde de çok önemli bir yer teşkil etmiş. Özellikle çok eski bir geçmişe sahip olan geleneksel Türk tiyatromuz ve bu ana başlığın içinde "Türk Temaşa Sanatı" çok ayrı bir yer teşkil ediyor. Bakıldığı zaman toplumun çok içinde yer alıyor. Toplumu bundan ayırt etmeniz zor olduğunu görüyorsunuz.

Ben şimdi oraya geleceğim… Siz izleyicinizin karşısına yakın zamanda meddah türüyle çıktınız… Çağdaş Tiyatronun etkisini bu kadar arttırdığı bir zamanda Meddah oynamak bir tehlike değil midir?

Öncelikle bir oyuncu olarak şu tespiti yapayım: Geleneksel Türk Tiyatrosu oyuncuğun had safhada olması gerektiği bir tür… Sadeliği ön plana alan, metnin kalitesini ön plana alan, bunun yanı sıra da oyuncunun birikimini ön plana alan bir daldır. Eğer bir edebi birikimiz yoksa yaşadığınız toplumu iyi tanımıyorsanız orta oyunda çok açmazlara düşersiniz. Bunu batılı tiyatro adamları da tescil etmiştir. Meddah bizim toplum hayatımızda hala yaşayan bir daldır. Hala Anadolu'nun ücra köşelerinde de olsa varlığını sürdürmektedir. Geleneksel Türk Tiyatromuzun özelliği öncelikle bizim gibi gelişmesini tamamlayamamış ülkelerde - geleneksel sporlarımızda da böyledir- klasik bir sahne anlayışının dışında bir meydan anlayışını ön planda tutmuş olmasıdır. Bu da çok rahatlıkla sahnelenebilirliğini, çok rahatlıkla seyirciyle buluşulabilirliğini sağlamaktadır. Anlayış açısından da yedi yaşındaki çocukla yetmiş yaşındaki dede aynı şeylere gülüp aynı şeylere ağlayabilmektedir. Bu kadar genel bir algısı da vardır. Mesela bunu çağdaş tiyatroda sağlayamazsınız. Meddah her yönüyle bizden bir sanat dalıdır. İhtişamdan uzak, süsten uzak sade ama etkilidir. Onun için biz de Yenilmez Sanat Merkezi olarak ticari kaygıların elbette olduğu günümüzde yok olmaya yüz tutmuş, özellikle modern tiyatro eğitimi içerisinde pek rastlayamadığımız, ihmal edildiğine inandığımız bu değerimizi Anadolu'da, salon sıkıntısının çekildiği bir dönemde geleneksel tiyatromuzu yaşatma gayretindeyiz…

Şu an Necip Fazıl'ın Para adlı oyununu sahneye taşıyorsunuz. Necip Fazıl'ın ilk oyunlarından Bir Adam Yaratmak'ı oynayan Muhsin Ertuğrul oyunun yarısında kulise gelen Necip Fazıl'a elindeki hasta derecesini gösterir… Derece 37,5'tur… Necip Fazıl'a "Hasta falan değilim, bu ateş senin oyunun ateşidir" der… Siz de Necip Fazıl'ın oyunlarını oynarken bu derece metafizik gerilimi hisseder misiniz? Zorlar mı sizi Necip Fazıl oyunları?

Merhum Necip Fazıl o oyunu Muhsin Ertuğrul'un talebi üzerine yazmıştır. Hatta kapıda oyunun sanatsal yoğunluğundan ötürü ambülâns beklettikleri bile söylenir. Ben gerçekten onu yaşıyorum, mesela dün akşam ki oyunda bir oyun içerisinde dört beş gömlek değiştirdim. Tabi Necip Fazıl bir metin yazarıdır. Bir iddianın sahibidir, derdi ola bir yazarımızdır. Bu iddianın çilesini çeken bir düşünürdür. Onun için Necip Fazıl'ın metinleri oyuncuyu iyice zorlar, seyirciyi de zorlar… Tam bir konsantrasyon gerektirir. İyi bir edebi alt yapı gerektirir. Metin içerisinde kelimelerin yerleriyle oynadığınız zaman denklemin bozulduğunu görürsünüz. Şiirsel bir anlatım ve kelimelerin altına yerleştirilmiş ayrı formüller vardır. Bunları matematik gibi denklemlerle çözmeniz gerekir. Ama her meselede geç kaldığımız gibi ne acıdır ki Para piyesi de altmış beş yıl sonra sahneye kondu…

İlk defa siz mi sahneye koymuş oldunuz?

Evet, altmış beş yıl sonra profesyonel anlamda biz sahneye koymuş olduk… "Para "günümüzü anlatıyor. Bankaların mabet paranın mabut olduğu bir günü anlatıyor. İşte az önce konuştuğumuz çağdaş dünyanın götürdüklerini anlatıyor. İnsanlardan çok güzel bir ilgi gördü. Biz de bu oyuna yeni sezonda da devam etme kararı aldık. Biz bu işi Anadolu'ya götürüyoruz, sahne sıkıntısı oluyor. Kolay olmuyor yani… Necip Fazıl'ın yazarken çektiği sıkıntıyı biz sahnelerken çekiyoruz.

Kınalı Kuzular adlı bir dizi çektiniz. Bir bölümünde Mehmet Akif'i canlandırdınız. Bu nasıl bir duygu "sözüm odun gibi olsun hakikat olsun tek" diyen bir şairin kisvesine bürünmek…

Kınalı Kuzular da alanında ilkti… İlk kez Çanakkale drama olarak çekildi… İstedik ki Çanakkale Şehitleri gibi bir şiiri yazmış olan Mehmet Akif de bu hikâyelerin içerisinde olsun… Gördük ki sadece şiirle değil Teşkilat-ı Mahsusa'nın içerisinde direk faaliyet göstererek de Mehmet Akif Birinci Cihan harbinde vazife almış. Biliyorsunuz Teşkilat-ı Mahsusa içerisinde Kuşçubaşı Eşref'in olduğu, Yakup Cemil'in olduğu Osmanlı'nın hafiye teşkilatıdır. O dönem ki Akif'i araştırırken çok enteresan olaylar gördük. Biliyorsunuz İngilizler sömürge devletlerindeki Müslümanları Halife işgal altında diye kandırarak kendi yanlarında savaştırıyor. İşte Almanlar da Akif'i Berlin'e götürerek orada bulunan esir sömürge Müslümanlarına vaaz verdiriyor. Akif orada gerçekleri anlatıyor. Akif'in sesini kaydedip sonrasında Almanlar cephelerde kullanıyor. Düşman saflarından bu sayede kaçan insanlar var. Hatta bunu yazdık, kim oynar dedik onu da oynamak bana nasip oldu. Bizim Akif'le alakalı göstereceğimiz bir filmiz yok. Yüzüm on yedi saat plastik makyaj altında kaldı ama Akif'i çekmiş olduk. Sonrasında da ağır bir ameliyat geçirdik. Tabi Akif'i oynamak bana farklı halet-i ruhiyeler yaşattı.

Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince,
Günler şu heyulayı da, er geç, silecektir.
Rahmetle anılmak, ebediyet budur amma,
Sessiz yaşadım, kim beni, nerden bilecektir?

Diyen bir şair Akif… Aslında Akif belki de bu kadar hatırlanacağını da ummuyordu. Çünkü son zamanlarını milleti adına endişe duyarak geçirmiştir. Bize nasip oldu bunu çektik. Akif'in sessiz değil aksine çok sesli yaşadığını göstermiş olduk.

Bildiğim kadarıyla gelenek ile moderniteyi birleştirecek bir müzikal planlarınız var. Bu proje ne aşamada? Ben tam olarak keyfiyetini bilemiyorum ama Kavuklu'yu, Pişekâr'ı, Karagöz'ü bir müzikalde görmek çok keyifli olurdu…

Kavuklu'yu, Pişekâr'ı, Karagöz'ü, Meddah'ı yedi yöreyi aşarak Türk kültürünün ortaya koymuş olduğu halk oyunlarımızı, kopuzu da içerisine alan bunun yanı sıra cenaze ağıtlarından, kına gecelerine varıncaya kadar içinde bulunduran Türk dünyasını anlatan büyük çaplı bir müzikal projem var. Fakat tabi siz de uygun bulursunuz ki bu da paraya dayanan bişey… Biz de büyük sermayelerle iş yapıyor değiliz… Onun için elbette ki belli bir birikimi, belli riskleri göz önünde tutarak gerçekleştirmek durumundayız. Şu anda elimizde çok ağır işler var. Hem dizi olarak elimizde Dur Yolcu var, hem tiyatro oyunu açısından sahne arayışlarımız var, sanat merkezimiz var bir enstitü şeklinde düşünüyoruz hala oturtamadık, bunlar gerçekleştiği sürece yavaş yavaş o hedefe doğru gideriz.

Bir düşünür " şaklabanlık biraz çalışılırsa zekâya da yarayabilir" diyor. Mizah dünyasında şaklabanlık ile zekâ ortaya koyduğunu sanan bir zümre var. Size göre mizah nasıl olmalı?

Mizah zekâ işidir… Hem de iyi bir zekâ işidir. Anlık, çok özel, çok yalın anlatmak zorundasınız. Mesela Geleneksel Türk Tiyatromuz da çok güzel bir örnek vardır. İsmail Dümbüllü sahnededir… Sahneye seyircilerden birisi af edersiniz hıyar atar. İsmail Dümbüllü yerde duran hıyarı alır bakar. İçinden akşama bundan iyi cacık olur der. Seyirciye döner "teşekkür ediyorum muazzam bir zatı muhterem sahneye kartvizitini atmış." İşte bu mizahtır.

Aşağılamadan belki cevabını verebiliyor. Şu an stand-up denilen tarz aşağılayıcı bir yapı üzerine bina ediliyor. Ama geleneksel tiyatroda her halde bu yok. Muhatabını hak etmediği ölçüde kırma düşüncesi…

Zaten stand-up batı kaynaklı, ayakta oynanan oyun demek. Batının mizah anlayışında yaratılıştan gelen eksikliklerle alay etme vardır. Biz de ise insanların meziyetini ortaya çıkarak zekâyı ön planda tutan bir mizah anlayışı vardır.

Çünkü insan eşref-i mahluktur.

Tabi insan yaratılmışların en şereflisi… Onun için pergelin sivri ucu yoldan hiç şaşmaz…

Önceki televizyon sezonunda TRT ekranlarında Dur Yolcu adlı bir dizinin yapımcılığını üstlendiniz… Tepkiler nasıldı bu diziye?

Dur Yolcu sezonun ortasında yayına girdi. Salı günü gibi zor bir günde girdi. Tarihi dönem çekiyorsunuz hareket alanınız çok kısıtlı… Çanakkale'yi çekiyorsunuz vebali var, onun için ince eleyip sık dokuyoruz. Şunu diyebilirim ki Yalova'da Türkiye adına modern bir plato kazandırdık, Yalova Valiliğinin ve Belediye Başkanlığının katkılarıyla… 16 hektarlık bir alanda bir dönem filmi, bir savaş filminin çekileceği bir plato yaptık… Dizinin her bir bölümünü sinema tekniği ile çekiyoruz… Özen gösteriyoruz çünkü şehitlerimizi çekiyoruz. Tabi popüler kültürün ürünleri kadar ilgi görmese de nihayetinde bizim şevkimizi kıracak bir ilgisizlikle de karşı karşıya değiliz. Dizi reklam piyasasının milyar dolarlarla ifade edildiği günümüzde popüler kültür adına faklı müdahalelere de maruz kalabiliyor. Çanakkale drama olarak ilk defa çekiliyor… Hep milli manevi bir dizi çekilmiyor diye şikâyet eden insanların bu tür yapımları desteklemesi, çevresine duyurması önemli bizim için. Marifet iltifata tabidir düsturuyla da beğenilerini iletmesi, eleştirdiği durumları da yine iletmesi onlardan ricamızdır. Şimdi yeni bir diziye başlıyoruz. Dur Yolcu İstiklal Yürüyüşü… Bu da yine bir dönem dizisi… Dünya Savaşından sonra işgal İstanbul'unu anlatıyor. O dönem de hem çok karışık hem de çok ilginç… İnsanların vatanları için verdiği mücadeleyi görüyoruz. O dönem biliyorsunuz Türk Edebiyatı'nda da geniş yer bulmuştur. Bunlardan da faydalanıyoruz. Yine dizide o dönemdeki Mustafa Kemal'i, o dönemde Sebi-ül Reşad'ı çıkaran Mehmet Akif'i, Fransız Genaral'in beyaz at üzerinde Fatih'e nazire yaparcasına girişini görüp de "Kara Gün" adlı makaleyi yazan ve sonrasında tutuklanan Süleyman Nazif'i görüyoruz. Bunun yanında çok hoş bir kurgu dünyamız var. Bu da yeni sezonda ekranlarda olacak. Biz meselesi olan derdi olan işler yapmak istedik… Bu güne kadar da böyle oldu… İnşallah bundan sonra da böyle olacak.

Son olarak Yenilmez Sanat Merkezi olarak sanat kursları açmayı düşünüyor musunuz?

Tabi ki bu sanat merkezinin kuruluş amacı odur. İlerleyen günlerde bu da olacak…

Teşekkür ediyorum…

Ben teşekkür ediyorum…

Ahmet Yenilmez Kimdir?

Ordu'da doğdu… ilkokulu köyünde, orta ve lise eğitimini ordu'da tamamladı. Yüksek tahsilini dokuz eylül üniversitesi iktisadi ve idari bilimler fakültesi işletme bölümün'de yaptı. Sakarya üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü çalışma ekonomisi bölümünde yüksek lisansını tamamladı.

1978 yılında Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu Deneme Sahnesinde tiyatroya başlayan Ahmet Yenilmez, 1983 yılında Karadeniz Bölgesi Tiyatro Festivalinde Cevat Fehmi Başkurt'un "Ölen Hangisi" oyunuyla en iyi erkek oyuncu ödülünü aldı. Dokuz Eylül Üniversitesi Tiyatro Kolunu kurdu. Burada "Yusuf Yüzlüler" isimli oyunu yönetip oynadı. 1992 yılında "Bir Ben Vardır Benden İçeri", 1996 yılında "Medeniyetiniziden İstifa Ediyorum" oyunlarını yönetti ve oynadı. 1997 yılında Istanbul Büyükşehir Belediyesi Muammer Karaca Tiyatrosu Müdürlüğü görevinde bulundu. 2000'de "Milanyum Eşiğinde Türkiye" adlı oyunu yazıp oynadı. 2004'te "Serzeniş" adlı oyunla meddah türünü sahneye koydu. Bu sıralar ise Necip Fazıl'ın "Para" adlı oyununu sahnelemektedir.

Rol Aldığı Diziler

1996 Trt Komşudab Al Haberi Tv Dizisi
1996 Atv Sıcak Saatler Tv Dizisi
1996 Trt Hikâyelerle Yaşananlar Tv Dizisi
1996 Trt Aşkı Mıhabbet Sevda Tv Dizisi
1999 Show Deli Yürek Tv Dizisi
2003 Show Ekmek Teknesi Tv Dizisi
2005 Show Acı Hayat Tv Dizisi
2007 Trt Kınalı Kuzular Tv Dizisi
2008 Trt Dur Yolcu Tv Dizisi

Geri



duyurular

Temrin Dergisi'nin Eylül Sayısı çıktı... Derginin basin bültenini okumak için tiklayiniz»

Temrin Dergisi okurlarına müjde! Dergimizin ilk sayilarinda yayinlanan yazilari internet sitemize ekledik. Okumak için tiklayiniz»

Temrin Dergisi`ni seçkin kitapevlerinden alabilirsiniz. Temrin Dergisi`ni temin edebileceginiz bayilerin listesini görmek için tiklayiniz»


son sayı



ziyaretçi sayısı



ferfir