Meriç'e Şakirt Olmak
Celalettin Divlekçi
Meriç okurlarını kabaca üç kategoride ele almak mümkün: Sıradan okur, seçkin okur, şakirt düzeyinde okur. Aslında bu okur tasnifi Meriç okuruna özgü olmayıp, her sanat ya da fikir adamının okur kitlesi için söz konusu edilebilir.
Sıradan okur; okur ve geçer. Meriç onda herhangi bir ürperti uyandırmaz gayş olmaz! Elindeki herhangi bir kitaptır onun için... Okur ve aldığı yere koyar kitabı. Bir harem ağasının hizmetine baktığı kadınları tanıması gibidir bu tanışıklık. Bir harem ağası ya da bir esir tüccarı… Eğer okurun Meriç'in kitaplarıyla ilişkisi başka türlü gelişirse; kendini tılsımlı bir sarayın içinde ya da muhteşem bir kadının karşısında gibi hisseder ve çarpılırsa, beyninde bir karıncalanma başlamışsa, bu okur seçkin okur olmaya doğru ilk adımını atmış demektir.
Her okuma seansı bir başka seansın davetçisidir. Külliyattan biten her kitap bir başka kitabın müjdecisi... Artık Meriç'in cümleleri onun için bir "logos spermaticos"; gebe bırakan sözdür. Her kavramın peşine düşer, her cümleyi anlamaya çalışır. Okudukça derinleşir, derinleştikçe okuma ve tecessüs iştiyakı artar. Elinde tuttuğu nesnenin ağzına kadar ruhla dolu, ruhla ve gönülle dolu bir emanet olduğunu fark eder. Meriç'le arasındaki ilişkinin türü bir tür taaşşuktur... Bu aşamanın en belirgin vasfı üstada olan hayranlık ve bağlılıktır. O denli ki sokakta elinde Meriç'in kitabını tutan birisini görse, gurbette hemşerisini görmüş gibi yüzü güler, bir anda içi açılır. Zira dilinden anlayacak birisini bulmuştur karşısında. Kısaca seçkin okur, kitabın/Meriç'in kendisinde değişim meydana getirdiği, bu süreç içerisinde kendini kitaba hizmete vakfetmeye hazır okurdur. Seyr ü süluk başlamıştır. Düşünceye, düşüncenin her rengine yelken açan bir seyr ü süluk... Çileyle dolu uykusuz geceler onu bekler. Zamanla kitap, hayatının anlamı olur, gerekirse onun için aç kalır. Kitap onun için çapkın Augustinus'u Aziz Augustinus'a çeviren bir mucizedir. Düşüncesiyle, duygularıyla büyük insanları kılavuz, arkadaş ve dert ortağı etmiştir kendisine. Senelerce hiç bir şey beklemeden diz çöküp emirlerini dinler kitabın... Kitaba teniyle değil, ruhuyla bağlıdır. Düşünce tarihini üstadının rehberliğinde, "lebbeyk" diyerek tavaf eder; üstadının peşinde ve onu aşmak arzusuyla...
Seçkin okurun geçirmiş olduğu bu istihalenin adı şakirtliktir. "Şakirt" kelime anlamı itibariyle, "talebe" demek olup, kendisini bir düşünce adamının fikirlerine ya da sistem sahibi bir düşünürün sistemine bağlı kabul eden, kendisini oraya ait hisseden kişi demektir. Meriç şakirdinin bu aşamada en temel özelliği üstadına karşı hissettiği hayranlığın, yerini araştırmaya, daha çok okumaya terk etmiş olmasıdır. Çünkü her düşünce adamı gibi Meriç'in de hakikati kendisine göre ele aldığını bilir. Kendisini tekrardan kurtarmış, gerek üslûbuyla, gerekse düşünceleriyle özgünlük kazanmıştır.
Şakirt, üstadına yapılabilecek en büyük kötülüğün onu mabetleştirmek yani sözlerini nasslaştırmak, kişiliğini kutsallaştırmak olduğunun bilincindedir. Yeri geldiğinde İmam Azam'a itiraz eden talebesi Ebu Yusuf gibi, müeddep bir edayla hocasına itiraz eder.
Son olarak Meriç şakirdinin sahip olması gereken bazı niteliklere dikkat çekmek istiyoruz. Meriç şakirdi en az bir batı, bir doğu dili bilmelidir. Hiç olmazsa Osmanlıca metinleri çözmeye yardımcı olacak düzeyde Arapça ve Farsçaya vakıf olmalıdır. Bildiği yabancı dili, o dilin edebi ürünlerinden, özellikle klasiklerinden zevk alacak düzeyde öğrenmelidir. Bu arada batı diline destek amacıyla Latinceyi, Arapçaya destek amacıyla Sami dillerini tanımaya çalışmalıdır. Artık o, devamlı araştıran, sık sık lügatlere, ansiklopedilere, kitaplara başvuran, notlar alan, çeviriler yapan, özetler çıkaran, böylece biriken malzemeyi fişleyen, dosyalayan, fazla titiz, fazla çalışkan, fazla dürüst bir fikir işçisinin şakirdidir.
Düşünce namusu ve düşüncenin diğer yüzü olan dilin haysiyeti uğruna bütün bir entelijansiyaya kafa tutabilir. Onun efsunlu ifadeleriyle: Bir çağın vicdanı olmaya aday; bir çağın daha doğrusu bir ülkenin... İdraklere vurulan zincirleri kıracak, yalanları yok edecek, Türk insanını kendisinden ayıran bütün duvarları yıkacak, muhteşem bir maziyi muhteşem bir istikbale bağlayan bir köprü olacak; kelimeden, sevgiden bir köprü... Mazlum bir medeniyetin sesi olacak ve yobazlığın ne büyük bir tehlike olduğunu unutmadan, irfandan önce, sevgi ve anlayışa muhtaç olan insanına el uzatacaktır.

