Kiralık Ağlayıcılar
Berat Demirci
Ölüye ağıt yakılır. Erdemsizliği çok zahir değilse "iyi biliriz" denilir ve cemaat üç defa "Helal olsun" diyerek gidenle helalleşir. Bazılarını yolcu ederken ise insanlar sırf bir "farz-ı kifaye"yi yerine getirmek için eşlik ederler. Hali vakti yerinde olup da, arkasından kimsenin derinden "ah vah" etmediği adamlar dünya değiştirdiğinde, varisleri mahcup olmamak için nevvah veya nevvahe kiralarlarmış. Demek ki, "kiralık ağlayıcılık" diye bir meslek varmış. Şems-i Tebrizi'nin "Makalat"ında geçtiğine göre, varlığına en ufak bir tereddüt kalmaz. Varisler bir nevvah kiralamışlar, adamcağız da cemaati etkilemek maksadıyla, ölen kişi hakkında "âlim miydi, fakirleri kollar mıydı?" gibi sorular sorup da müspet cevap alamayınca, "Ey gafil gelip gafil giden zavallı!" diye başlayan bir mersiye söyleyerek ağlamaya başlamış. Bana sorarsanız etkili olmuştur, çünkü nevvah profesyonel ama desteksiz de atmıyor. Cemaat; gafil gelip, gafil gidenlere üzülmüştür, evdeki kadınlardan ise ağlama sesleri gelmiş olmalıdır.
Köy düğünlerinde yakın zamanlara kadar seyirlik oyunlar sergilenirdi; her biri de ibretamiz şeylerdi. Köylüler "Makalat" okuyacak değiller, ama en azından bazı köyler ve köylüler nevvahlık nedir bilirler ve mizah üretirler. Ben o oyunların bazılarını çok sevmiştim. Bir tanesi de nevvahlarla ilgiliydi ve şöyleydi:
(Oyunbazlar sahnede yerini alır. Birkaç kişi cemaat olur ve hepsi ölenin oğluyla göz göze gelmemek için yere bakmaktadır. Ölenin oğlu, hiç üzüntü alameti göstermeyen cemaate ters ters bakıyor. Hele bir tanesine, eliyle kakalayarak bir çıkışı var ki güler misin ağlar mısın?
-Ulan sen yedi sene önce bizim evde bir helva yememiş miydin?
Diyerek, merhum pederinin iyiliklerini hatırlatmaya çalışır. Cemaat tınmadığı gibi, adam arkasını döner dönmez birbirlerine bakarak dilleriyle dişlerinin arasında kaba sayılabilecek sözler söylerler. Güya adam duymuyordur, ama seyirciler kahkahalarla gülmektedir. Tam tiyatro. Birden kapıdan iki kişi girer ve ağanın oğluyla bir şeyler konuşurlar. Nevvahtırlar ve pazarlık etmişlerdir. Herkes de duyar, beş yüz liraya anlaşırlar.
İki nevvah ortaya çıkıp öyle ağlar, öyle ağıtlar yakarlar ki, sanırsınız ki ölen kendi babalarıdır. Kendilerini yerden yere atarlar, göğüslerini yırtarlar. Rahmetliyi melek mertebesine yükseltirler. Ağlama faslı bittikten sonra mevtayı sırtlar şöyle bir dolaştırırlar mezara gömüyormuş gibi, kaldırır yere atarlar ve aradaki hareketler, jest ve mimikler herkesi güldürür. Defin işi de bitmiştir ve nevvahlar, ağanın oğlundan paralarını isterler. Parayı alan, "paranın içine …..m" der, yere atar, çünkü beş yüz değil, yüz de değil, yeleğin cebinde zorla çıkan bozuk paradır.
Cemaat henüz dağılmamıştır. Nevvahlar bu kez onlara dönüp, az önce methettikleri merhumu, yerden yere vururlar; ne namertliği kalır, ne nekesliği... İşlerini bitirerek cemaate şapka uzatırlar ve cemaat şapkayı parayla doldurur. Oyun alkışlarla biter.)
Paranteze aldığım ve kırk yıldır unutmadığım bu temaşa, nevvahların vahının eyvahının bu faniden göçen kişiye hiçbir faydası olamayacağını pek güzel ve arifane işlemiştir; aslı koçak olmayana nevvah neylesin. Nevvahları bir nevi reklâmcı sayın, mesleklerini icra ettiklerini düşünün. Günümüzde ise nevvahlık masumiyetini kaybetmiş, özellikle bir kesimin âlâ becerdiği bir meslek haline getirilmiştir. Ölenin kişiliği hiç önemli değildir, "bizden olsun da ölü olsun!" çirkinliğiyle, hem cenaze sahibi, hem ölen kişi istismar edilir. Bir de cinayete kurban gitmiş ise modern nevvahlar kolları sıvar. Ceset soğumadan katili ve kimliğini tespit ederler; cenaze, cenaze olmaktan çıkar, bir kişiyi de değil fail olarak tayin edilen bir kesimi telin mitingine dönüşür; "kahrolsun" nidaları ekranlara sıçrar. Orada da kalmaz, bu ölüseverlik ertesi yıllara sarkar, her yıldönümünde ölüm bahanesiyle saldırganlık artırılarak devam ettirilir, kan davası ilkelliğine dönüşür. Faili ve olayın gerçek yüzü belli olsa bile "ölüseverler" eylem koymaya(!) devam ederler.
Siyasi ya da değil bütün cinayetlere, ölenin adresini sormadan üzülmüş; rahmet dilemişimdir. Ama bu siyasi cinayetler, başkalarını suçlama, hedef gösterme haline dönüşünce ölen kişinin yüzü, kişiliği kayboluyor, yerini de nevvahların iğrenç çehresi alıyor. Ölen kişi koçak bile olsa, arkasından ağıt yakan nevvah namert ise, ağıt ağıt olmaktan çıkar, samimiyetsiz bir istismar vesikası hâline gelir. Asıl üzünülecek tarafı da, ölünün ailesinin ve yakınlarının; "benim ölümü istismar etmeyin!" tavrını sergilemek yerine, ölünün şöhretini ranta çevirmeyi tercih etmesidir.
Ağıtını nevvahın, koçaklığını nevvahın koştuğu ölünün payına da korkarım "eyvah!" düşer.


