Kara Masal II
Buhari çetinkarya
VII
Kralın genç adamı oturduğu sandalyeden kalktı ve hızla kapıda görünen konseyin baş üyesine yönelip onu buyur etti. Baş üye "geçecek değilim üstat" dedi ve kapı girişinde ayaküstü devam etti.
"Kral tanrımız git gide kötüleşiyor. Vakit kaybedemeyiz. Bulabildiğin kadar kurban bul. En azından bir kurban daha bul."
Baş üye sözlerini tamamlayıp her hangi bir karşılık almayı beklemeden ayrıldı. Hızla ayrılışı emrindeki katiyeti yeterince vurguluyordu. Kralın genç adamı ve yaver, kralın sağlığına dair aldıkları kötü haber ve üzerilerine yüklenen sorumluluk ile az evvelki konuşmalarından arındılar. Kralın genç adamı, baş üyenin peşi sıra odadan ayrıldı. Son durumu bizzat otacılardan duymak için saraya, kralın odasına doğru yola koyuldu.
Yaver ruhbanın arkasından kapıyı kapattı ve taze haberin tesirine rağmen esmer güzelin hayaline kapılmaktan kendini alıkoyamadı. Üstadının kitabını, masasından aldı. Kütüphanedeki yerine yerleştirdi. Ardından, divitleri ve füzenleri masanın muhtelif yerlerinden toplayıp intizam içinde bir araya getirdi. Hızla çıkan üstadı, fazla geçmeden kapıyı sertçe açıp tekrar aynı hızla odasına girdi. Bu ani giriş, yaveri korkuyla beraber telaşlandırdı. Kralın genç adamı, yaverin gözlerinin içine bakarak soluk soluğa;
"Mısırlı mı demiştin?" dedi. Yaver, üstadının niçin bu telaş içinde bu soruyla ilgilendiğine şaşırarak "Evet efendim!" diye cevap verdi. Üstadı, beklediği cevabı aldıktan sonra
"Öyleyse saray muhafızlarına yerini tarif et ve onun zindana hapsedilmesini sağla." dedi ve baş üyenin ayrılışındaki katiyetle saraya doğru tekrar yola koyuldu.
Yaverin aldığı emir, bir an için kulaklarında dehşetle yankılanıyordu. Tüm evren adeta susmuş, bir anda yaverin gönlünde kopan tufana kulak kesilmişti. Yaver bir anlık dehşetten uyanıp aynı hızla üstadının peşine düştü. Tapınağın cümle kapısındayken yakaladı. Hızla saraya doğru yürüyen üstadının peşini takip ederek
"Efendim bunu niçin istediniz onu kurban etmeyeceksiniz değil mi?" dedi. "Hayır kurban edeceğiz. O bir çingene" dedi üstadı da… Sonrasında bir an emrinin ağırlığını düşünüp durdu. Dehşeti gözlerinden okunan yavere;
"Evlat gördüğün gibi kral, tanrımız git gide kötüleşiyor. Hızla çare bulmalıyız. Sen kral için büyük bir fedakârlık yaptın. Tanrımız için neye sahipsen feda ettin. Ama tanrıya olan bağlılığını bırakıp bir kölenin sevdasına düştün. Bu çatının altında, tanrımıza bağlılıkla bağdaşmayan birisin. Kim bilir, belki de tanrımız bunun için bize geri dönmüyordur. Kendini tanrımıza affettirmen gerekiyor. Bunun tek yolu tanrımıza onu da feda etmek… Seni tanrımızdan alıkoyan her şeyi bir kere feda ettin. Şimdi aynısını tekrar yapacaksın. Tanrımızı feda ettiğin sevdayı getirip tanrımıza feda edeceksin. Bu senin için olmak ya da olmamak meselesi. Ya dediğimi yapacaksın ve dün feda ettiklerin yanında kalacak, ya da dündekileri gerçekten kaybetmiş olacaksın. Seni iflastan ancak bu kurtarır." dedi küskün ses esleriyle ve yaveri öylece bırakıp hızlı adımlarla sarayın yolunu tuttu. Yaver içindeki hesaplaşmayla beraber bir süre üstadının gidişini seyretti. Sonrasında çaresizce geri döndü. Tüm çevresine duyarsız yürüdü.
"Güzel;
Elde kalan tek sevda çiçeği gül dalısın.
Ya gönlümüzdeki ateş ya bizi kuşatan ateş sönecek.
Söndürüp gönlümüzdekini, ateşe atılacaksın."
VIII
Güneş, insanoğlunun gölgesini olabildiğince uzatmıştı. Artık vedaya hazırlanıyordu.
Genç adam, alışkanlık gereği kapıyı çalıp hışımla odaya girdi. Karşısında bir an yaveri görünce ayrıntılar aklında daha da belirginleşti.
"Demek sen de bunun içindeydin. Demek onu sen yakalattın. Şüphelenmeliydim senden. Ödüllendirdiler mi seni bari!" diyerek yaverin üzerine yürüdü. Ödül kelimesini duymak, yüreğine hançer saplanmışçasına yaverin canını acıttı. Sessizce geri durdu. Kralın genç adamı, aniden odasına giren ve yüksek perdeden çıkışan genç adama anlam veremedi.
"Evlat sakinleş" dedi ve yavere döndü. "Kim bu genç?"
Yaver üstadına, "ihtiyar çiçekçinin oğlu efendim" diye cevap verdi.
Kralın genç adamı: "Evlat bu kapıdan içeri böyle girilmez. Burası içinde kopanı içinde söndürme yeridir. Öfkene ve kendine hâkim ol. Kölen için geldiysen onu unut. Yaver de kendisine verilecek ödülün size verilmesini istedi. O ödülle birkaç tane köle alabilirsiniz." dedi esmer güzelin genç efendisine ve gözleriyle kapıyı işaret etti. Genç çiçekçi öfkesini bu sefer dişlerini sıkarak kralın genç adamına yöneltti: "Ödülünüz sizin olsun. İçimde kopan infiali bilseydiniz, sönmeyeceğini de bilirdiniz. Onu almadan şuradan şuraya gitmeyeceğim."
Kralın genç adamı sakinliğini genç çiçekçiye rağmen muhafaza ederek: "Evlat onu birazdan krala kurban edeceğiz. Bu ülkenin her vatandaşı gibi sen de kralın için bu fedakârlığa katlanmak zorundasın." dedi.
Genç çiçekçi söylenenleri umursamadan: "Niçin fedakârlığı vatandaştan bekliyorsunuz? Madem tanrınızı bu kadar seviyorsunuz niçin siz kurban olmuyorsunuz? Masum bir genç kızı niçin ölüme yolluyorsunuz? İlle de kurban istiyorsanız beni kurban edin." dedi ve sesi, yavaş yavaş yalvarışa kaymaya başladı "Onun masumiyetine zarar vermeyin. O, bir cansız gibi her şeyden bihaberdir."
Kralın genç adamı, sesini bu sefer yükselterek: "Evlat, senin ve diğerlerinin söylediklerine rağmen hala tanrımız size yaşam bağışlıyorsa bizim onu bu tapınakta gece gündüz kutsadığımızdandır. Şerefli insanlar kurban edilemezler, kanı kendini kurban edenleri zehirler." dedi ve yaverden genç çiçekçiyi çıkarmasını istedi. Genç çiçekçi kollarına yapışan yaverin ellerini silkti ve kralın genç adamına birkaç adım daha attı. Yumruğunu sıkarak: "O şerefli ve iffetlidir." dedi.
"O bir çingene evlat." dedi aynı kararlılıkla kralın genç adamı.
"Onun çingene olduğunu da nereden çıkardınız. O bir çingene değil. Çingeneleri tanırım. Bu dört duvardan çıkıp ülkenizi, hiç değilse kentinizi dolaşsaydınız siz de tanırdınız. Şerefli insanlardır."
"Evlat onun bir çingene olduğunu bilmemen normal. Ermeniler çingenelerine, mısırlı derler. Ermeni tüccarlar, kölelerini ellerinde kalmaması için mısırlı diye satarlar. Çingeneler de ülkelerine Mısır'dan gelmiştir. Mısırlı ya da kendi dillerinde 'ecipsi' fark etmez."
Genç çiçekçi son çare olarak onun mısırlı olmadığı yalanına kendisini sevk etmek istedi ve "O sağırdır. Onu sorgulayamazsınız ki onun mısırlı olduğunu öğreneceksiniz. Eğer Çingene olmak suçsa bir insanı suçunu kanıtlamadan öldüreceksiniz. Ayrıca sakat birisini mi krala kurban edeceksiniz." diyerek sorularıyla üste çıkmaya çalıştı.
Kralın genç adamı:
"Evlat, konsey toplantılarımıza sağır kavaslar katılır. Onlar vasıtasıyla sorgulatırız. Hem yavere mısırlı olduğunu söylemişsiniz. Şimdi yalan mı söylüyorsun. Bir köle için de duyamamak sakatlık değildir." dedi ve genç çiçekçiyle fazla oyalandığını düşünerek yavere "Çıkar onu" dedi.
Yaver, isyanlarına, bağırışlarına ve kendisine mukavemetine karşın genç çiçekçiyi cebren ya da tam anlamıyla yaka paça odadan çıkardı. Çıkarır çıkarmaz da genç çiçekçinin kollarını pazılarından dostça tutup sarstı.
Cevabında kendisini bulmayı bekleyerek genç çiçekçiye; "Niçin ona bu kadar değer veriyorsun. O bir köle" dedi. Öfkesi gözlerinde kaynayan genç çiçekçi; "O bir köle değil. Sen bunu anlayamazsın. Yaşlı kralınızın krallığını, tanrılığını verseniz benden onu alamazsınız." dedi.
Yaver, genç çiçekçinin cevabında kendisini bulmuş olacak ki son söylenenler kendisini ilzam etti. Çiçekçinin çırpınışlarında kendi yasak sevdasını gördü. Kıskandı. Bir yandan da onun ağzıyla onun çırpınışlarıyla yasak sevdasını yaşamayı, yaşatmayı arzuladı. Genç çiçekçinin gözlerine mahcup baktı. Ellerini onun pazılarından çekip iki yanına usulca salarak;
"Bana karşı intikam hissi beslediğini biliyorum. Ama bilseydin beni suçlamazdın." dedi. Bulundukları koridoru gözleriyle taradı. Kimsenin şüphelenmeyeceğine kanaat getirdikten sonra: "Benimle gel, sakince ve şüphe uyandırmadan… Seni zindana, onun yanına indireceğim."
IX
Yaver ve genç çiçekçi, esmer güzeli "zindanda" görecek olmanın uyanılamaz kâbusu ve esmer güzeli hiç değilse görecek olmanın doyulmadan bitecek rüyası ile merdivenleri iniyorlardı. Bir kaç basamak kala duydukları sözler üzerine durdular.
"Güzel;
Tanrının adamları seni görememişse melek olamazsın.
Lüsifer'in günaha büründüğü kılıktasın. Lüsifer gibi dışımdasın içime aktın.
Tanrının yaverine günahsın,
İçime ferahlık akıyorsa gözlerinden, bana da günahsın.
Ey Lüsifer, günah bizim zikrimiz değil mi?
Bir anlık azat et beni tapınağından,
İşte günah kılığında, parmaklıklar ardında tam karşımdasın."
Esmer güzel, topalın hapsedildiği hücrenin tam karşısındaydı. Kurban edilen üç çingeneden boşalan hücreye kapatılmıştı. Genç çiçekçi esmer güzeli fark edince durduğu basamaktan acele adımlarla indi. Tüm iştiyakıyla esmer güzelin hücresinin parmaklıklarına yapıştı. Kapıyı açması için yalvaran gözlerle yavere baktı. Yaver, sürgülü parmaklığın kilidini açarken esmer güzel, efendisinin yüzünde gül bahçesinin hülyasını gördü. Efendisinin kendisini almaya geldiğini zannetti. Sürgü açılır açılmaz genç çiçekçi esmer güzelin hücresine girdi. Hücrenin bir köşesine endişeyle çökmüş kölesini kucakladı. Ümidini kırmamak adına esmer güzelle kucaklaşmayı bırakıp üşüyen parmaklarını ellerinin arasına alıp ısıttı. Hemen sırtındakini çıkarıp ona sardı. Gözlerinden yaşlar akmaya başlayan esmer güzelin yüzünü avuçlarının arasına alıp başparmakları ile gözyaşlarını sildi. Her sildiği gözyaşına, misliyle gözyaşı dökmeye başladı. Yine ümidini kırmamak adına göz kapaklarını kısarak gözyaşlarını tutmaya çalıştı. Dudaklarını usulca, esmer güzelin duymayan kulağına yaklaştırdı.
"Güzel;
Yeniden sıcak yuvamızda sevda rüzgârı gibi es,
Yine gül bahçemizden gonca güller topla gel.
Koparmayız filizleri dalından,
Sevgilinin ellerine tutuşturulmayacaksa,
Seni de kopartmayacağım,
İster kral ölsün ister krallık yerle bir olsun,
Açmadan solmaman için krallar krallıklar kurban edilecekse
Gözlerinden kopan yaşlar gibi bedenlerinden canlarını koparacağım.v
Yeter ki bir kez daha gözlerin sevda rüzgârı gibi okşasın yüzümüzü,v
Yeter ki bir kez daha gül bahçemizden gonca güller topla gel."
Göz çanaklarını genç çiçekçinin omzuna yaslamış ağlayan esmer güzel, yaverin gönlünü güneşi gören buz dağına çevirdi. Ne var ki bu güneşin buz dağını eritmeyeceğini yaver de biliyordu.
"Güzel;
Ağlama, gözlerinden kan damlayacak yüreğime,
Ağlama kurbansın, can akacak bedeninden,
Var olmadığın ezdi var olduğun yüreğimi.
Var olma, çatımızı başımıza yıkacaksın,
Tanrı aşklarımızı da alıp gidecek,
Önüne serdiklerimi de ölümsüzlüğüne katacak,
Bana kurumuş bir gül dalı olarak kalacaksın.
Sevdamız baki kalsın diye toprak olacak bedenin, ağlama.
Ağlama, gittiğin yerde duyacaksın
Gözlerini giderken yanına alamayacaksın,
Bir daha ağlamayacaksın."
Yaver, esmer güzelin sevdasını boğmak istedikçe mısralar dudaklarına doluyordu. Boğulmamak için çırpınan elindeki sevdasını, iradesinin azmiyle yüreğine rağmen suya bastırıyordu.
"Yeter!" dedi sonunda. "Bu kadar görüşme yeter."
Genç çiçekçi, hücreden çıkarken bir an aklından yavere saldırıp onu alt etmeyi geçirdi. Ne var ki zindandan çıkamayacaklarını biliyordu. Bir an aklından geçen bu düşünce, esmer güzelle beraber zindanda kalma fikrini edindirdi. Belki bu arada onu zindandan çıkaracak bir yol bulurdu ya da onunla son ana kadar beraber olurdu. Yaver teklifi kabul etti. Ama parmaklıklar kilitli olmak ve genç çiçekçi hücrenin dışında kalmak şartıyla…
X
Topal, kesedeki baldıran usaresinden bir yudum alıp gerisini genç çiçekçiye verdi. Genç çiçekçi zindanın kasvetinden olsa gerek topalın birazdan zehirlenip ölecek olmasını yadırgayamadı. Zindandan çıkmamış olduğunu düşündüğü yaveri yakalamak için esmer güzele eğreti bakıp koşarak basamakları tırmanmaya koyuldu.
Topal, genç çiçekçinin adımlarının kesilmesiyle sessizliğe bürünen hücresinin duvarına dayanarak çöktü. Git gide feri sönen gözlerinden son bakışlarıyla esmer güzeli seyre daldı. Birkaç cümlelik son anlarında gücü, mırıldanmaya yetiyordu;
"Ey Lüsifer; sana tanrıyı öldürmekten daha layık günah sunamam. İşte sana layık oldum. Artık bu tapınaktan çıkıyorum. Sana geliyorum." dedi ve öldü.
XI
Kralın genç adamı "Otacılar tedavi edemedi yaşlı baban mı tedavi edecek?" diye söylense de kralın odasına doğru beraberce ilerlediler. Kralın çaresizliği kralın genç adamına teklifi reddetme imkânı vermiyordu. Muhafızlar, kralın genç adamını görünce saygıyla eğilip kapıyı açtılar. Odada, kralın sağlığını an be an takip eden otacılar dışında kimse yoktu. Kralın genç adamı otacıların şaşkınlığını gidermek için;
"Söylediğine göre çiçekçi babası, iki gün hareketsiz uyuyan bir hastayı içirdiği ilaçla uyandırmış. Kralımızı baştan aşağıya tarayacak, vaka benzerse babasını aynı ilaçla beraber buraya getirecek" dedi. "Şimdi siz çıkın, kral soyulacakken gereksiz yere bulunmanızın anlamı yok. Yanında ben kalacağım." diyerek de onlardan ricada bulundu hatta onlara emretti.
Genç çiçekçi, otacıların çıkması üzerine kralı soydu. Çaresiz hastanın vücudunu baştan ayağa tarıyormuş gibi yaptı. Kralın uzandığı yatağın ayak tarafında dikildi ve Kralın genç adamına dönüp;
"Kralımızın durumu, anlattığım hastaya benzer efendim. Lütfen kulağınızı kralımızın midesine dayar mısınız? Babam da aynen böyle yaptırmıştı." dedi. Kralın genç adamı, yüzü kralın baş tarafına dönük şekilde kralın sağ tarafında eğilerek, genç çiçekçinin dediği gibi sağ kulağını kralın midesine dayadı.
Kralın genç adamının arkasını dönmesini fırsat bilen genç çiçekçi, palaskasından keseyi çıkardı ve ani bir yudumla baldıran usaresini ağzına doldurdu. Ardından kralın baş tarafına geçti ve kralın ağzını açtı. Soluğunu veriyormuş gibi kralın ağzına baldıran usaresini püskürttü. Sağ elinin sırtıyla kendi ağzını, elbisesinin sol koluyla kralın ağız etrafını sildi. Kralının midesine kulağını dayamış bekleyen kralın genç adamına dönerek;
"Ben nefes verdiğimde kralın midesinden gurultular gelmeye başladı mı?" diye sordu. "Babam böyle yapmıştı." diye de ekledi. Kralın genç adamı kulağını kralın midesinden kaldırmadan heyecan içinde;
"Evet, evet gelmeye başladı." dedi ve hemen genç çiçekçiden babasını ilaçla birlikte saraya getirmesini istedi. Genç çiçekçi bunun üzerine: "Hemen babamı da alıp geliyorum efendim. Yalnız kralımız çıplak kalsın." dedi.
Kralın genç adamı anlık bir merakla: "Neden" diye sordu. Genç çiçekçi: "Belki babam da önceden incelemek isteyebilir. Her anımız değerli. Bir daha soymaya uğraşmayalım. O yüzden de odaya kimse girmesin." diye yanıtladı ve emrine verilen at arabasıyla birlikte çiçekçi köşküne gitmek üzere saraydan ayrıldı. Yol kenarlarına tüküre tüküre köşke vardı. Köşkte parmağıyla genzini oynayıp kendisini kusturdu. Babasına sadece saraydan çağırıldığını söyledi.
XII
Genç çiçekçi ve babası, kralın genç adamıyla birlikte kralın odasına girdiler. İhtiyar çiçekçi kralı görür görmez "Ölmüş!" dedi. Genç oğlu şaşırmışçasına "Ölmüş mü, geç kaldık!" dedi. Kralın genç adamı elemi tadamadan kesif şüpheyle bakan gözlerini genç çiçekçiye çevirdi. "Kralı öldürse niçin geri gelsin?" diye önce şüphesini yumuşattı. Sonra "Tanrıyı bir çiçekçi öldüremez." diye şüphe dolu bakışlarını uzaklaştırdı. Ardından kralın (her an beklenen) ölümünü kralın ölümsüzlüğü seçmesine bağladı ve şüpheyi mantığından sildi.
XIII
Güneş insanoğluna, yıldızların sönük ışığından başka ışık bırakmayarak yeniden doğmak için uzaklara çekilmişti. Genç çiçekçi, esmer güzeli kolunun altına almıştı. Gecenin serinliğinde onu bedenine yaklaştırarak ısıtıyor bir yandan onun sırtını sıvazlıyordu. İhtiyar babasından bir adım önde, yaverin bakışları arasında karanlığa karışırken başını, esmer güzelin başına verdi.
"Karadutum, çatalkaram çingenem,
Nar tanem, nur tanem, bir tanem,
Ağaç isem dalımsın salkım saçak,
Petek isem balımsın ağulum,
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan,
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Karam, kaşı karam, gözü karam, bahtı karam,
Sıla kokar arzu tüter
ılgıt ılgıt, buram buram"*
Uzaklaştılar. Gözlerin eriştiği son noktayı yırtarcasına gözden kayboldular. Yaver sevdasını, karanlığa karıştığı yerde bıraktığı iz solana kadar, gözünü ayırmadan seyretti. Sonrasında ise sadece karanlık kalmıştı.
Daha nem olacaktın bir tanem,
Gülen ayvam ağlayan narımsın,
Ağaç isem dalımsın salkım saçak,
Petek isem balımsın ağulum,
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan,
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Karam, kaşı karam, gözü karam, bahtı karam,
Sıla kokar arzu tüter
Ilgıt ılgıt, buram buram"*
Gün doğduğunda kral yaşıyordu. Masal karası esmer güzelin canına kurban edildi ve gün battığında kral öldü. Gün tekrar doğmadan kraliçe kederinden öldü. Çingene hala hayatta ve dimdik ayakta… Tanrı da…
*Bedri Rahmi Eyüboğlu

