Dilaver Cebeci'nin Şiir Coğrafyası
Olcay Yazıcı
"Umulmadık bir yönden, bir gün çıkagelirim…"
Son dönem Türk şiirinin usta şairi Dilaver Cebeci'nin mavi kanatlı şiir atları; Orta Asya bozkırından Anadolu'ya, İslam diyarından, beş kıtayı kuşatan Osmanlı ülkesine kadar, çok geniş bir iklim kuşağında, çok geniş bir kültür/irfan coğrafyasında, "aşk ve aşkınlık" koşusuna çıktığı için, yazımızın başlığını "Dilaver Cebeci'nin Şiir Coğrafyası" diye isimlendirdik.
Epik şiirden lirik, poetik ve mistik şiire kadar zengin ve rengin bir şiir atlası çizen şairin şiirlerinde, edebî sanatların ve bir şiiri güçlü kılan unsurların hemen hepsi yer alır. Ses, ahenk, şekil, mana, çağrışım, musiki, estetik, soyutlama ve özgün semboller bulma kudretine varıncaya kadar her şey… Ayrıca, yaşayan, güzel Türkçe sevgisi ve zengin dil dağarcığı da kendini mısralarda gösterir. Çünkü yerli ve milli şuur, en evvelinde dil şuuru, Türkçe sevgisi, bu soylu ve güçlü şiir koşusu, kutlu töreden mukaddes bilgiye, soylu ülküden, sonsuzluk ülkesine (Orta Asya'dan, Asrı Saadete) doğru bir seyir çizer... Onun şiiri, "mutluluk ve onur veren bilgi" ile "ebedi cennetler vadeden kutsal kelam"ın yerli ve millî bir duyarlılıkla, ölümsüzlük fikriyle yoğrulmuş terkibin âli ürünü, efsunlu bir eseridir.
O hep töre ve vahiy ekseninde koşturmuştur şiir atlarını. Biricik meselesi geleneği hem güne anlatmak, hem de geleceğe taşımaktır. Güçlü Türk şiirinin ana damarı, cevheri, bitmez tükenmez öz kaynağı bu mecradır. Çünkü o, "geleneği olmayanın, geleceği de olmaz (O.Y.)" idraki etrafında hareket eden bir fikre sahiptir. Ancak şiiri ne slogan şiirdir, ne de vaaz şiiri… Dikte etmez, telkin eder. Has şiirin edebî metodu, fikrî diyalektiği, estetiği, bediî nizamı da budur zaten.
Dilaver Cebeci'nin şiir coğrafyası, aynı zamanda kültür, irfan ve iman coğrafyasıdır. İslam'ın cari olduğu bütün toprakları ve iklimleri, rüzgâr hızıyla, selim bir kalp ile dolaşır ve bu coğrafyadan menkıbeler, destanlar, efsaneler, renkler ve rayihalar devşirir. Sonra da efsunlu bir cihannüma gibi, bize dair bütün güzellikleri önümüze serer... Onun şiir aynasında biz varız, Müslüman Türk insanı var; Türk'ün ruh kökünü oluşturan, ana cevherini teşkil eden ebediyet inancı var... Türk'le İslâm, onun şiirinde ilahî bir eriyik gibi, gülsuyu gibi karışıp kaynaşmıştır.
Onun büyük sevdalar, büyük ülkeler ve büyük ülküler taşıyan yüreği, dönüp dolaşıp öz yurdunda, temelini Yesili Hoca Ahmed'in attığı, mübarek mayasını kardığı Anadolu topraklarında soluklanır. Artık ebediyet fikriyle "direnmenin ve manevi dirilmenin merkezi, ulu otağı, gök çadırı" burasıdır. Çünkü orijine bağlı, samimi ve kutlu çeriler, Horasan erenleri/alperenler, sufi dervişler, ilim, irfan ve hikmet sahipleri, bu coğrafyayı yurt tutmuştur. Zaman zaman sert rüzgârlar esse de, derin dalgalanmalarla gök çadırı çatırdasa da, yeniden uyanmanın, var olmanın mekânı yine bu coğrafyadır.
Geleneğin müdavimi
Şiirinde, edebiyatın hemen bütün sanatları, imajları, özgünlük, yenilik, kendine ait hayal-kurgusu, aşk, kadın, lirizm, millî romantizm ve İslami hassasiyet; Orta Asya'dan, Asr-ı Saadet'e kültür birikimi, medeniyet idraki ve şuursuz-sorgusuz değişime karşı sosyal-toplumsal eleştiri, öfke ve kızgınlık yer alır. Cebeci millî ve İslami hassasiyeti yanında, aynı zamanda en güzel aşk şiirlerinin de şairidir. Vatan aşkı kadar, bir sevgilinin şahsında, soylu, erdemli sevdanın en duygulu, en lirik, en içe dokunur, en hüzünlü, en efkârlı mısraları; en derin, en yoğun anlatış yetkinliği de ona aittir. Zaten bizim edebiyatımızda dünyevî aşkla, ilahî aşk, iki arınma miracı, iki yükseliş burcudur. Bir şairin üstünlüğünü ve sanat gücünü, edebi mahareti, marifeti ile mücerret soyutlama istidadı belirler. Çünkü bir anlamda şiir, müşahhas olandan, mücerret bir imaj oluşturma sanatıdır. Yani, eşyanın, sınırlayıcı, gizleyici "nesnel eşiğini" aşarak, mücerret oluşumlar semasına, ruh iklimine varmak…
Şiirlerinin birçoğu sosyal muhtevalıdır. Yaşanan toplumsal kargaşaya, kaosa ve puslu kavgaya sık sık dikkat çeker: "Asra Yemin Olsun ki Hüsrandayım, Hamayıl Kuşandım Şiir Kılıcını, Rüya, Gece Yürüyüşü Sohbeti, Medine, Zaman Bir Ejderdir Ensemizde Soluyan, Söz" ve "Şafağa Çekilenler" (Bu şiirin, "Yenilginiz kutlu olsun!" mısraı, vatan için mücadele ve can veren necip bir neslin en trajik ağıtı, elemli bir ironisidir!), "Bir Yalnız Savaşçının Ölümü" ile "Bozkırda Kalan Sancı" da aynı trajik ve ironik unsurları taşır.
İşaret edildiği üzere, Dilaver Cebeci çok güzel aşk şiirleri de yazmıştır. "Temenni, Aklıma Düştü, Ekincikte Bir Gece, Tatar Güzeli, Evdeşim, Yalnızlığa Övgü, Sen Varsın, Gözlerin, Masal Güzeli bunların başlıcalarıdır. ('Bir çıra aydınlığı eski akşamlardan..(...)/Bir mabet serinliği getirir belki Buhara'dan') insanı derinden etkileyen, farklı çağrışımlar ihtiva eden, güçlü mısralardır. "Olumsuz Koşma" mümkünsüz aşkın, hüzünlü ve trajik bir hikâyesidir: (Yüreğime kör düğümler atıldı/Çözemedim, çözülmüyor Sultanım/Yıllar yılı kaderimin hükmünü/Bozamadım, bozulmuyor Sultanım."
"Bakülü Karanfil"de millî efsane ile iflah olmaz aşkın harmanlandığı iç içe geçtiği şiirlerdendir. Bu şiirin, "Elden ele çok gezdin sen avare Karanfil/Dayanmak kolay değil bu efkâre Karanfil" şeklindeki nakarat bölümü, okuyucuyu sevdanın ve efkârın en üst semasına yükselten bir beyittir. Aşkla efsanenin iç içe geçtiği bir diğer şiir de, "Beş Zaman Arasında Bir Kaside" şiiridir. Bu şiirin de nakarat bölümlerinden bir beyit şöyle: "Aşk henüz bedenle, can arasındaydı"
Daha sonra, Cebeci'nin "Bütün Şiirleri" güldestesinde, "Eski Bir Hasret türküsü" çıkar karşımıza. Hasret, hem aşka, hem efsaneye, hem destana, hem de şiirin burçlarından birine dâhildir. Behçet Necatigil ustanın üç kavramla özetlediği, "Hasret, Gurbet ve Hikmet Burcu" nu Dilaver Cebeci bütün derinliği ile yaşar. Fantezi bir kurgu değildir onun gurbeti de, hasreti de, hikmeti de…
Şair, ülkücü/idealist bir dünya görüşüne sahiptir. Yiğit ve imanlı bir Türk şairidir. Kutlu töre ile ulu kelamı, çeliğe verilen su gibi birbiri içinde eritir ve bundan müstesna bir terkip inşa eder. Mustafa Yıldızdoğan tarafından bestelenen meşhur "Türkiye'm" şarkısının sözleri bunun delilidir. Cebeci'nin bestelenmiş başka şiirleri de var. Şairin, "Esmer sevdam" dediği, en sevilen şiiri ise, aşkın çağdaş destanı sayılabilecek, çok çağrışımlı, duygusal ve trajik bir şiir olan, "Sitare"dir. Onun gönül yakan birkaç mısraını bir kere daha hatırlayalım:
"(...) Nerden çıktın karşıma böyle Sitâre
Efsaneler dökülüyor gülüşlerinden
Kirpiklerin yüreğime batıyor.."
"(...) Seninle konuşurken Sitare
Aklıma yıldızlar dökülüyor
Bir çaresiz Zühre oluyorsun Babil caddelerinde
Ateş gözlü kâhinler koşuyorlar arkandan
Binlerce meşalenin ışığı kımıldıyor saçlarında
Gökyüzü salkım salkım
Zigguratlar tıklım tıklım."
(...) Sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime
Asya'nın bozkırlarında ordular düşüyor peşime
Yığılıp kalmışım bu Anadolu toprağına Sitare."
Gelenekten beslenen, geleneği günümüze taşıyan, Türk şiirinin usta şairi Dilaver Cebeci'yi saygıyla ve rahmetle anıyoruz.

