menü


Dilara

Hakan Şaştım

"Derler ki; bir kadına söylenen her güzel söz, onun ruhundan bir parçaya tutunur, o parçayla uçar ve varlığın tükendiği boşluğa doğru gidermiş. Her günün bitiminde erkek, kadının saçlarını büyük bir aşkla okşayarak onun yüreğine sevgisini gönderir ve ruhunun yenilenmesine yardım edermiş. Saçları aşkla okşanmayan kadınlar ise ruhunu yenileyemez, acı çekerek hazin sona doğru giderlermiş."

Korkunç rüyalar görüyorum. Her şey beni tedirgin ediyor. İyi kötü her şey. Sonbaharın uçuşan yaprakları, rüzgârın penceremdeki uğultusu, bir atın şaha kalkışı, bir kedinin miyavlayışı, taş kaldırımlara düşen yağmur tanesi... Aklınıza ne gelirse. Her şey kâbusun bir parçası. Kan ter içinde uyanıyorum. Odamda garip karartılar dolanıyor. Eğiliyor, doğruluyor; üstüme üstüme geliyorlar. Yatağımda büzüldükçe büzülüyorum. Gözlerimi sıkı sıkı kapatıyorum. Tam korkudan çıldırmak üzereyken, inceden inceye bir ses geliyor derinlerden, dinliyorum... Bir kadın şarkı söylüyor... Ayak sesleri gittikçe yaklaşıyor. Birden kanatlarını açmış bembeyaz bir melek süzülüyor odaya. Dilara... Yüzüne bakıyorum uzun uzun; "Gözlerin ne güzel."diyorum. "Cennet bahçelerine benziyor gözlerin. Rengârenk çiçeklerle dolu cennet bahçelerine."

Bir bir çiçeklere dokunuyorum. Elimi değdiğim her çiçek maviye dönüyor. Yeşille menekşe arası bir renk oluyor her yer. Birden çiçeklerin ağladığını görüyorum. Dilara'nın dalga dalga sarı saçları ıslanıyor, yüzüne yapışıyor. Yağmurlar örtüyor gözyaşlarını. Utanıyor. Elleriyle yüzünü kapatıyor. Ona bakıyorum, ıslak ellerinden, Dilara'nın hala ağladığını anlıyorum. "Gözyaşlarını yağmura bırak Dilara; yağmurlar yıkasın onları…" Beni duymuyor. Ona doğru yürüyorum. Kasvetli bir boşluktan bana bakıyor. Ben yaklaştıkça boşluk derinleşiyor. Boşluk derinleştikçe o daha çok dibe gidiyor. Elimi uzatıyorum. O kadar uzakta ki… Boşluğa atlamak geliyor içimden. Korku içindeyim. "Eğer onu yakalayamazsam sonsuza gidecek!" Birden boşluğa atlıyorum. Tam dibe doğru... Elimi uzatıyorum. Dilara parmaklarımın hemen ucunda… Elini uzatsa… "Elini ver Dilara, Hadi uzat, uzat, uzat! Biraz daha, hadi..." Kan ter içinde uyanıyorum. Bir müddet kendime gelemiyorum. Nefesimi toplamaya çalışıyorum. Ellerim hemen yanı başıma uzanıyor. Yumuşacık uzun saçlara dolanıyor parmaklarım. Gözlerimden iki damla yaş yanaklarıma doğru süzülüyor. Dilara'ya bakıyorum. Bir melek gibi uyuyor.

Bir an önce yataktan çıkıp rüyanın etkisinden kurtulmak istiyorum. Perdeden sızan ışıktan güneşin yükseldiği belli oluyor. Perdeyi açıyorum. Bembeyaz çiçekleriyle akasya ağacı bana gülümsüyor. Serçeler gözüme çarpıyor akasyanın dallarında. İkisini diğerlerinden ayırt ediyorum. Kenarda, bir dala konmuşlar, aynı şarkıyı söylüyorlar. İkisi de mutlu. Bir kuş olmak geçiyor içimden. Tam da o anda şarkı söyleyen kuşlardan biri yere doğru uçuveriyor, "Bir buğday tanesi görmüş olmalı." diyorum. "Sadece bir buğday tanesi için…" Birden, nereden geldiğini anlamadığım bir kedi atlıyor serçenin üzerine. Bir saniye sonra kedinin ağzının kenarında serçeye ait sadece bir kaç tüy kalıyor. Bir el boğazımı sıkıyor, yutkunamıyorum.

"Çaresizim, kediyi gelirken görmedim; kuşu kurtaramadım ölümden."

Serçenin akasyada kalan eşine bakıyorum. Yine aynı dalda, yine şarkı söylüyor. Fakat sesi, bu kez bana biraz dokunaklı geliyor. Ağıt mı ne söylediği? Diğer kuşlar da ona katılıyorlar. Hazin bir kuş sesi kaplıyor etrafı. Korkuyla arkama dönüyorum. Dilara, yüzünde mahzun bir gülümsemeyle hâlâ uykuda... Onu bir çocuk olarak hayal ediyorum. Saçlarına papatyalardan taç yapmış bir kız çocuğu. "Eğer şu anda rüya görüyorsa; alımlı bir kelebeğin bir gelinciğe aşkını itiraf ettiğini görüyordur." Eğilip yanağından öpüyorum. "Mehtap kadar yumuşak, yıldızlar kadar serinlik verici…" Yavaşça omuzlarına dokunuyorum. Dilara bir tarafından öbür tarafına dönüyor, sevdalı düşlerine devam ediyor...

"İşe gitmeliyim." diyorum kendi kendime. Hızlıca giyiniyorum. Bahçe kapısını açar açmaz defnelerin kokusu karşılıyor beni. "Bu koku, Dilara saçlarını savurduğunda yastığıma değen koku, beni her akşam evime çağıran koku." Ayaklarım geri geri gidiyor;

"Her sabah evden ayrılmak; Dilara'dan Dilarasızlığa bir yolculuk yapmak…"

Yokuş aşağı isteksizce yürüyorum.

İşyerine vardığımda hâlâ kâbuslarımın etkisindeyim. "Beni bu kadar kaygılandıran ne? Neden onu rüyalarımda kaybolurken görüyorum? Gündüzlerime de yansıyan bu tedirginlik neden? Bir kere bile kırmadım Dilara'yı bu güne kadar. Hatta ona ilk günkünden daha çok aşığım. Düşlerimde onu kaybettikçe tutkuya dönüşüyor her şey. Sonra… Dayanılmaz buhranlar, uykusuz geceler…"

Bir kaç saat işyerimde oyalanıyorum. Doğru dürüst çalıştığım yok. Birden üstüme bir huzursuzluk çöküyor; "Eve gitmeliyim! Dilara evde beni bekliyordur."

Dışarıdayım… Hava iyi. Hafif rüzgârlı. Bir ferahlık geliyor üstüme, açılıyorum; "Güzel şeyler düşünmeliyim. Az sonra Dilara'nın yanında olacağım." Onu kollarıma alıp sımsıkı sarmayı, uzun sarı saçlarını okşamayı hayal ediyorum. Her adımda Dilara biraz daha yakınımda. "İşte tam şu dönemecin arkasındaki sokağın tepesinde evimiz. Dilara şimdi en güzel elbisesini giymiş beni bekliyordur. Kim bilir kaç kere camdan bakmıştır benim için. Şu dönemecin arkası..." Adımlarımı sayıyorum yolun çabuk bitmesi için. Dönemece geliyorum. "Dilara'nın saçları..." Bir araba yanımdan hızla geçiyor. Dönüp onun tepeden yuvarlanır gibi inişini izliyorum. Nedense arabanın sesi, uzaklara giden göçmen kuşları hatırlatıyor bana… Tam evimizin yoluna dönmek üzereyim. "Dilara'nın gözleri..." Birden sokağın köşesinde bir kalabalık görüyorum. Korkuyla yaklaşıyorum. Yerde kanlar! Gözüm, az ileride, üzeri gazetelerle örtülmüş yatan cansız bir bedene kayıyor. Sararıyorum. Bir an önce eve gitmek istiyorum. "Dilara şimdi pencerede beni…" Tam dönüp gidecekken birden cansız bedenin yanındaki parçalanmış bisikleti fark ediyorum. Korkuyla yaklaşıyorum. "Kırmızı olsun ne olur? Kırmızı, kırmızı…" Bisiklete doğru eğiliyorum. "Şuraya bir nazarlık…" Korkuyla bisiklete bakıyorum… Birden ezilmiş direksiyonda, ikimizin adının kazılı olduğu kocaman nazarlığı görüyorum...

"Derler ki; bir zamanlar bu yokuşun bittiği yerde Dilara adında genç, güzel bir kadın yaşarmış. Dilara ve kocası nefretin bol olduğu o zamanlarda, öyle büyük bir aşkla sevmişler ki birbirlerini; melekler bile kıskanmış onları. Dünya kötülüklerle doluymuş o zamanlar... Kocası, Dilara'yı dünyanın tüm kötülüklerinden korumaya çalışmış. Fakat yine de kötülük durmamış, durmazmış da... Bir gün Dilara uyurken kulağına kötülük fısıldanmış. Tam uyanmadan bisikletine binmiş. Düş hâlinde giderken hızla gelen arabayı fark etmemiş bile. Birden bir fren sesi, Dilara'nın acı sonu olmuş. Öldüğünü hiç bilmemiş Dilara. Çünkü Yaratıcı onu kutsamış. Böylece Dilara, ebedi uykusunda bir kelebeğin nazlı bir gelinciğe değmesi gibi sevgilisinin, dudaklarına değen dudaklarını hissetmiş sonsuza kadar..."

"Derler ki; sabahları saçları sevgilileri tarafından okşanarak uyanan kadınlar, Dilara'nın evinin önünden bir kez geçerse, ebedi uykularında, Sevgililerinin, dudaklarına değen dudaklarını hissederlermiş. Çünkü Tanrı onları da sonsuza kadar kutsarmış..."

Geri



duyurular

Temrin Dergisi'nin Eylül Sayısı çıktı... Derginin basin bültenini okumak için tiklayiniz»

Temrin Dergisi okurlarına müjde! Dergimizin ilk sayilarinda yayinlanan yazilari internet sitemize ekledik. Okumak için tiklayiniz»

Temrin Dergisi`ni seçkin kitapevlerinden alabilirsiniz. Temrin Dergisi`ni temin edebileceginiz bayilerin listesini görmek için tiklayiniz»


son sayı



ziyaretçi sayısı



ferfir