Dervişe Mektup
Umut Bulut
Çatallı yolağzında şaşırıp kaldım derviş
Söyle hangi patika gül dağına gidermiş
Olcay Yazıcı
Allah yolunun yolcuları "nas" ve "insan" kelimelerine kendi içlerinde iki farklı anlam yüklemişler. Tasavvuf dilinde insan, ünsiyet köküne izafe edilirken, nas ise nisyan köküne izafe edilmiştir. Her iki kelime de ''Elest Bezminde'' verilen ''Bela'' sözüne göre bir anlama oturtulmuş. Elest Bezminde yaptığımız o ilahi sözleşmeye atıfla insan, o ilahi ahde ünsiyet etme anlamını taşır. Nas ise o ilahi sözleşmeyi unutmak anlamını içeren nisyan ile ifade edilir.
Aslında her iki kelimenin de arkasını dolduran bir iç anlam da vardır ki; bu iç anlamda bize verilmiş işaretler de vardır. İnsan tekil bir mana ifade eder. Bu tekil ifade ise ünsiyet ve yakınlık kurma anlamında kullanılır. Nas ise çoğul bir ifadedir. Ve nisyan anlamında kullanılır. Bu ifadeleri basitleştirecek olursak; Allah'a yakınlaşmak istiyorsak insan ve tekil sıfatımızla yola çıkmalıyız. Yani tekil olarak yalnızlık ile, tenhalarda ve uzleti öne çıkararak daha da yakınlaşacağız o ilahi sözleşmemize...
Nas'ın yani çoğul yanlarımızın bizim üzerimizde o ilahi sözleşmeyi unutturucu etkisi vardır. Kalabalık arasına fazlaca daldığımızda asıl yürümemiz gereken yolu ıskalarız ve varmamız gereken menzile ulaşmamız son derece zorlaşır.
Dünya meşgalesinin insana asıl kulluk sorumluluğunu unutturduğu gerçeğini göz önüne alacak olursak ne demek istediğimiz daha da netleşecektir. Kalabalıkların bizdeki olumsuz tesirini düşündüğümüzde de Allah yolunun büyüklerinin tenhaları işaret etmiş olmalarının derin sırrını anlamakta hiç zorluk çekmeyiz. Kalabalık arasında ''Kıl ü Kal'' (dedim- dedi ) bu yol üzerine kurulmuş en tehlikeli tuzaklardan biridir. Kendini kalabalıktan geri çeken, belli bir uzlet sonunda da "olmak" sırrına ulaşan insanlardır asıl yolumuza ışık tutacak olanlar. Peygamberler, veliler ve Allah dostları hep bu uzletin sonunda kalabalığın arasına karışmıştır.
Oluş ve olgunlaşma ise bireysel bir yolculuğun sonunda gerçekleşecektir. Kılavuzun gösterdiği yol işaretlerini ve ayak izlerini doğru takip edebilenlerdir bu yolda menzile ulaşacak olanlar. İnsan iç yolculuğunu kalabalıklarla beraber yapmaz, bu yolculuk bireyseldir. Bir yüzü topluma baksa da bir yüzü mutlaka bireyi yalnız olarak içine alır. Bu yol aslında hepimizin yalnız yürüdüğü bir yoldur.
Necip Fazıl bir mısraında şöyle der;
'' Bir anda ölseler de insanlar tek tek ölür'' Evet aynı yolda beraber yürüyor görünsek de hepimiz kendi yolumuzda yalnız yürürüz. Bu yolda yürümemizden gayemizse Elest Bezmi'nde yaptığımız o ilahi sözleşmeye sadakatimizi ispat etmekten başkası değildir. Bu mevzu ne kadar karmaşıksa o kadar basit, ne kadar derinse o kadar yüzeyseldir.
Bir zat bir zata sorar;
- Ben Hakk'ın neresindeyim? Zat cevap verir;
- Hakk senin nerendeyse sen onun orasındasın
- Hakk benim her yerimde...
- Sen O'nun her yerinde O senin her yerinde...
Bizler buradaki manaya kendimizi en yakın hissettiğimiz yer gece ve tenhalardır. Biz bu manaya yakınlaşmak istiyorsak Allah yolunun kılavuzlarını kuyumcu titizliği ile takip etmeliyiz. O kılavuzlar bizden ayaklarının altında toz olmayı değil, ayak izlerini takip etmemizi ister. Bu ayak izlerini takip edebilmek düz akılla değil, irfan denilen manevi bir akılla mümkündür.
Kitaplar dolusu nasihatleri elimizin tersiyle itip kafamıza paslı çivilerle çakmamız gereken ilkeler vardır bu yolda hayal kırıklığına uğramamak için. Şeyh Ferşat Efendi şöyle söylermiş;
''Ne yaparsan yap kimsenin bedduasını alma, haramdan ve kul hakkından sakın, teheccüt namazını ihmal etme, gece yalnızken tenhalarda Allah'ı zikret''
Aslında ifade çok basit, Parola "olma" ise işareti "tenhalar"dır. Daha ötesi dedikodudan başka bir şey değildir.

