menü


Çocukluğumun Yazları

Cansaran Kızıltaş

Bir başka zamanlardan çıkagelen efsunlu güzelliklerin yaşandığı yazlardı… Uslu durmamızın ödülü olarak; adada fayton gezileri sözü verilirdi. Bir ödül olarak sunulan bu fayton gezileri çocukluğumuzun keyiflerinin soluklandığı anlardı.

Bahara "merhaba" diyen; olağan hayatımıza bir tüy hafifliğiyle konan yazın ilk günleriydi onlar… Baharın sonu yazın başlangıcıydı. Bazen

Dragos'a olurdu bu yolculuklar… Bazen de adaya… Vapura binerdik telaşla… Kovalardı köpükler zamanı… Buluştururdu bizi güneş Kadıköy rıhtımında.

Kavuşurduk heyecanla pırıl pırıl günün ilk ışıklarında minibüs yolculuğuna...

Maltepe'de tren istasyonunda indiğimiz yerden karşıya geçerdik annemle… Bir tümseğin başında her daim sessiz bir vadi içinde bekleyen faytona binerdik. Her şey kendi içinde çözülmeyi bekleyen bir şiirde kaybolurdu.

O asude zamanlar, ruhumun derinliklerine bir düş yumağı gibi düşerdi… Çam ağaçlarıyla çevrili kırmızı topraklı yolda; arabacının ara sıra şaklattığı kırbaçtan çıkan seslerle; çocuk dünyamızın hayalleri arasında ilerlerdik. Çocukluğun coşkusu her şeyi masalımsı bir düşe dönüştürürdü. Hele atların nal sesleri; eski çağların zaman perdesini aralıyor, yaşadığımız güne bir iz düşürüyordu. Bu yol hiç bitmesin isterdim. Çok geçmeden belli belirsiz ağaçlar arasında masmavi bir deniz çıkardı karşımıza… Kavuşmayı beklerdi. Çünkü deniz kavuşulandı.

Saçlarımızı güneşe teslim olmaktan koruyan şapkalarımız olurdu. Bu şapkalar çocuk düşlerimin yaz neşesiydi. Şifon ya da saten kurdelelerle özgürlüğe koşan kelebeklerdi onlar. Mutluluğun kanatlarını hangi çocuk takmak istemez ki!

Ilık rüzgârların öptüğü kurdeleler arasında çilekler, kirazlar… Belki de bu güzelim yaz meyvelerini, bizim çocukluk bahçemizin gizli düşlerinden önce şapkalarımızın rüyasında yaşardık… Sıcaktan pembeleşen yanaklarımızda hafif bir terle kaynaşan damlalar yüzüme yol yorgunu bir canlılık katardı. Bu yolculuğun sonunda pırıl pırıl maviliğin ortasında yerin, göğün dupduru rengiyle buluşan gözlerimden içime bir serinlik akardı. Çam kokulu serinlikler arasında Güler Teyzelerin evine varırdık.

Bu ev denizle kucaklaşmış, çam ağaçları ile çevrili bir bahçenin içinde yer alırdı. Faytondan inip kırmızı topraklı yolu bir hayli yürüdükten sonra, geldiğimiz bu evin kapısında şebboylarla hanımelinin baygın kokularıyla, ağustos böceklerinin doğayı şenlendiren sesleri karşılardı bizi. Yeşil panjurlu bu ev, eski İstanbul yazlarının, henüz yaşanmamış, eskitilmemiş, sakin güzelliklerin ortasında bir huzurdu.

Ev sahibesi sevgili Güler Teyzemin güler yüzü bütün yorgunluğumuzu unuttururdu.

Sevgi ve özlemle andığım bu sıcak insanlar, belki de ömürlerinin son sayfalarını dolduruyorlar. Artık geçmişte kalan bu yazlar, çocukluğumun kıyısında dinlenmeye çağırıyorlar beni…

Geri



duyurular

Temrin Dergisi'nin Subat Sayısı çıktı... Derginin basin bültenini okumak için tiklayiniz

Temrin Dergisi okurlarına müjde! Dergimizin ilk sayilarinda yayinlanan yazilari internet sitemize ekledik. Okumak için tiklayiniz

Temrin Dergisi`ni seçkin kitapevlerinden alabilirsiniz. Temrin Dergisi`ni temin edebileceginiz bayilerin listesini görmek için tiklayiniz


son sayı



ziyaretçi sayısı




ferfir